Ülkemizdeki yaklaşık 15.000.000 öğrenci - yanlış okumadınız harflerle yazıyorum: on beş milyon – bu Cuma günü karne alacak ve dokuz aylık eğitim öğretimin ardından üç aylık bir tatile girecek. Herkese hayırlı olsun diyelim.
Bugüne kadar tatil kavramından öğrencilerin ne anladığı konulu bir araştırma yapıldı mı bilmiyorum ama benim tespit ettiğim kadarıyla öğrencilerimiz okula gitmemekle yani tatil kavramıyla şunları özdeşleştiriyorlar:
Okul; test çözmek, kitap okumak, düzenli yatıp kalkmak(okulun bir düzeni olduğu için), ders çalışmak, daha az vakti bilgisayar ve televizyon başında geçirmek ise o halde;
Tatil; kitap cinsinden üzerinde yazı bulunan eşya ile münasebeti kesmek, sabaha kadar televizyon izlemek, öğlene kadar yatmak, akşama kadar bilgisayar başında oyun oynamaktır.
(Son iki satırı okuyup keyiflenen tüm öğrenciler, keyiflerinin kaçmamasını istiyorlarsa yazının devamını okumayabilirler!)
Üç ay gibi çok uzun bir süre olan yaz tatilini bu şekilde tüketen, heba eden öğrenci sayımızın bu 15 milyon öğrenci içerisinde büyük çoğunluğu oluşturduğu kanaatindeyim. En azından öğrencilerimizin birçoğunun bu üç aylık süre içerisinde kitap ile dolayısıyla öğrenmek ile ilgilerini kestiklerini düşünüyorum. Bende bu fikrin oluşmasına neden olan en büyük sebep şudur:
Eylül ayı gelip de okullar açıldığında öğretmenlerin hemen hemen tamamı öğrencilerin geçen yılki birikimlerinin çoğunu kaybettiklerinden şikâyet ederler. İlk birkaç haftanın da öğrencileri, tekrar öğrenmeye motive etmekle geçtiğini, öğrencilerimizin yaz tatillerinde adeta sıfır kilometre olup geri döndüklerini her yıl onlarca tecrübeli öğretmenden tekrar tekrar dinlemişimdir. Şüphesiz bu tespitler büyük bir gerçeği çerçevelemektedir.
Nasıl ki bir sporcu üç ay antrenman yapmazsa ve bu halden eski iyi haline dönmek için daha zorlu ve uzun bir antrenman yapması gerekirse; okumaya ve öğrenmeye de üç ay gibi uzun bir ara veren öğrencinin tekrar toparlanabilmesi o nispette uzun zaman alacaktır.
Nasıl ki yılların araba tamircisi bir ustaya üç ay boyunca tornavida dahi tutturmadığınızda, üç ayın sonunda tornavidayı ilk eline aldığında acemileşecekse; üç ay eline kalem almayan öğrenci de öyle acemileşecektir.
Her şeyden evvel öğrenmek ve eğitim ömür boyu sürdürülmesi gereken bir faaliyettir. Çağımızda bilgi kendisine yetişilmesi zor görünen bir hızla ilerlemektedir ve insanlar bilgiye hakim olabildikleri ölçüde geleceklerini garanti edebilmektedir. O halde çağımızda bilgi sahibi olabilmek için bir süreklilik gerekmektedir. Diyebiliriz ki öğrenmek bir işten çok alışkanlıktır.
Bu noktada çoğu öğrenci ve veli “Bu çocuklar hiç dinlenmeyecekler mi?” sorusunu yöneltecekler. Tabi ki dinlenecekler, hele ki SBS girdabında okul-dershane-ev üçgeninde aylarca çabalayanların dinlenmek en büyük hakkı. Fakat biz diyoruz ki:
Şiddet içerikli televizyon programları ve bilgisayar oyunları başında beyin ve ruhları saatlerce iğdiş etmek dinlenmek değildir.
Öğrenmek yalnızca ders geçmek-iyi not almak için yapılan bir faaliyet değil insanın kendisi için yapacağı bir iyiliktir ve yaşamın her anında sürdürülmelidir.
Hepinize dolu dolu geçirilmiş bir tatil diliyorum, iyi tatiller…