GÜNDEM - Ben Kendimi Bu Millete Borçlu Kabul Ediyorum - GÖNÜLLÜ MUHABİR GÖZÜYLE HABER
Ben Kendimi Bu Millete Borçlu Kabul Ediyorum
Yazı
Boyutu
Tarih : 14.04.2009 - 23:41:22
Yazar Mehmet Niyazi Beyin İstanbulda bulunan Boğaziçi Eğitimciler Derneğinin davetlisi olarak Kâğıthanede seminer vermek için geldiğini duyduk
Ve hemen röportaj için
bizlerde o kıymetli zamanlarından bir kısmını alarak merak edilen sorular
sorduk.
1- Uzun yıllar Avrupa’da yaşadınız. Almanya’da
bir üniversitede akademik çalışmalar yaptınız. Bugün birçok kişinin hayaliyle
yanıp tutuştuğu bir noktadayken için Türkiye’ye döndünüz? Orası daha güzel
değil miydi?
Doğru da ben bu toprakların imkânlarıyla okudum hiç kimseden
burs almadım. Kendi imkânlarımla okudum ama bana sağlanan bu imkânlar yine bu
milletin imkânlarıyla oluşturulmuş imkânlardı. Ben kendimi bu millete borçlu
kabul ediyorum. Bu borç belki ödenebilecek bir borç değil ama kendi çapımda
milletime bazı görevlerim olduğuna kaniyim. Eğer onları yapabilirsem bu benim
için büyük mutluluktur. Bu görevin ifası için dönmüş bulunuyorum.
2- Hukuk ve
felsefe alanlarında yüksek öğrenim gördünüz, Almanya’da devlet felsefesi
alanında doktora yaptınız. Bu uzmanlık alanlarınız haricinde tarih ve edebiyat
ile de ilgilenerek bu alanlarda birçok eser verdiniz. Sizi tarih ve edebiyatla
ilgilenmeye iten nedir?
Bugünü düzenlemek için geçmişimizi iyi bilmemiz lazım. Bugünü
anlamadan önümüzü görmemiz mümkün değil. Dolayısıyla tarih yalnızca geçmişi anlatma
değildir, tarih, gelecek hakkında tahmin yapma kabiliyetini elde etme
gayretidir. Ayrıca sosyal ve kültürel konularla ilgilenen herkes tarih
bilgisine sahip olmak zorundadır. Mesela devlet felsefesiyle alakalı görüşler
sahibi olmak, tarih bilmekle mümkün olur. O bakımdan tarihle ilgilenmeye
çalışıyorum.
Edebiyat bir şeyi güzel anlatmaktır, doğru anlatmaktır.
Başkalarına bir şey verme iddiam ve gayretim olduğu için edebiyatla elimden
geldiği kadar meşgul olmaya çalışıyorum.
3- Sürekli şikâyet
edildiği gibi biz zamane gençleri pek okumuyoruz. Hayatının büyük bölümünü
okumak ve yazmakla geçirmiş biri olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?
Ben okumuyoruza
fazla katılmıyorum. Bizde okunacak kitaplar fazla tanınmıyor. Bazı kitaplar
büyük propagandalarla piyasaya çıkıyor. Gençlerimiz harçlıklarına kıyıp o
kitabı alıyor, büyük bir gayretle okumaya başlıyor ve beş on sayfa sonra
sıkılıyor. Bunu beğenmedim okuyamam diyor. Bir süre sonra tekrar bir
propagandanın, reklâmın etkisiyle bir kitap alıyor. Bunu da okuyamayınca
kendisinden şüphe etmeye başlıyor. “Acaba ben kitap okuyamıyor muyum?” diye
düşünüyor. Aynı şey bir daha başına gelince; “Ben kitap okuyamıyorum.” diyor ve
kitaplara sırtını dönüyor. Bence gencin okumama derdi yok. Tavsiye edilen kitaplar
okunacak kitaplar değil.
Kütüphanede çalışan Turgut diye bir arkadaş vardı. Bana geldi
bir gün:
-“Hoca amca sen sabahleyin geliyorsun akşama kadar
okuyorsun.” Dedi. Ben de:
-“Sen de sabahleyin geliyorsun akşama kadar kitapları
diziyorsun. Senin işin kitapları dizmek, benim işim onları okumak.” Dedim.
-“Ben de okumak istiyorum ama sıkılıyorum, okuyamıyorum.”
Dedi.
-“O zaman akşam giderken uğra sana bir kitap vereyim. Şuna
bir bak!”Dedim, bu arkadaşa bir kitap
verdim. Ertesi sabah geldi. Kitap bitti, dedi ve bir kitap daha aldı.
Yani gençlerimizin okumamasının en büyük faktörü onlara
ilgilerini çekecek güzel kitapların tanıtılmamasıdır.
4- Birden
fazla alanda eser veren bir yazarsınız. Sizce en güçlü olduğunuz alan
hangisidir?
Onu benden ziyade okuyucular takdir edebilir.
5- En çok
beğendiğiniz, sizin için en özel olan kitabınız hangisidir?
Bir insanın çocuklarının bazıları yaramaz olur ama anne baba
o çocukların arasında fazla bir ayrım gözetmez. Fakat Çanakkale Mahşeri, İki
Dünya Arasında, Yemen belki farklı kitaplardır diyebiliriz.
6- Sizin kitaplarınızı hiç okumamış birine hangi
kitabınızdan başlamasını tavsiye edersiniz?
Herhalde romanlardan… İki Dünya Arasında veya Daha Dün
Yaşadılar’dan diyebiliriz. Akademik kitaplar tabiatları icabı biraz kuru olabilirler
tabi.
7- Şüphesiz en çok okunan kitabınız: “Çanakkale
Mahşeri” Ayrıca Çanakkale Savaşı üzerine gönüllü konferanslar veriyorsunuz. Çanakkale niçin bu kadar önemli? Böyle bir
kitabı yazma düşüncesi sizde nasıl oluştu? Bu kitabınızın yazılış öyküsünü
anlatır mısınız?
Çanakkale’de bizim milletimiz 253.000, İngilizler 202.000,
Fransızlar 79.000 evladını kaybetti. En kalabalık biziz, en büyük acıları bizim
milletimiz yaşadı yani kıyamet bizim başımıza koptu. Ben Almanya’dayken orada
Çanakkale’yle alakalı yüzlerce kitap vardı. Türkiye’de ise bir kısmı da tercüme
eserler olan yalnızca 24 kitap bulunuyordu. Kıyamet bizim başımıza kopuyor ama
maalesef bunu diğer milletler anlatıyordu. Dolayısıyla bu konu bizim
ayıbımızdı.
Ayrıca Çanakkale Savaşı öyle sıradan bir savaş değildir.
Tarihte çok savaşlar olup bitmiştir. Oysa Çanakkale 1914-15’te olmuştur ama
hala sonuçları devam etmektedir. Onun için Çanakkale’yi milletimizin açısından,
milletimizin acılarından yazmayı düşündük.
8- Sizce “Çanakkale Mahşeri” adlı kitabınız
niçin bu kadar beğenildi? Kitabınızı bu konudaki birçok kitaptan ayıran nedir?
Sanırım okuyucu onu bir romandan ziyade Çanakkale Savaşı’nı
tanımak için okudu. O kitapta bir kurgu yok, savaş neyse ben o savaşı anlattım.
Okuyucular onu samimi bir kitap olarak buldukları için fazla alaka göstermiş
olmaları lazımdır diye düşünüyorum. Bir kitap yazmak değil de bir savaşı
acılarıyla samimi olarak anlatmak gayretimi keşfettikleri için ilgi
gösterdiklerine kaniyim.
9-Bir kanalda “Medeniyet Yolculuğu” isimli bir
program yapıyorsunuz. Orada yazar ve şairlerimizi tanıtıyorsunuz. Programın adı
niçin Medeniyet Yolculuğu?
Biz büyük bir medeniyetin çocuklarıyız. Fakat 200 yıldır
zaman zaman kendimizi daha aşağıda görerek yanlış bir özenti içerisine giriyoruz.
Kendi topraklarımızda bizim ve evrensel olan değerlere sırt çevirmeden daha
sıcak, daha sevecen, daha içten bir medeniyeti gün ışığına çıkarabileceğimizi
zannediyorum. Bunun için bir medeniyet yolculuğuna çıkıyoruz.
10- Şüphesiz,
hayat insanların en iyi öğretmenidir. Uzun yıllar ve büyük tecrübeler sonucunda
hayatın size öğrettiği, yaşam boyunca lazım olacağını düşündüğünüz şey nedir?
Bizim medeniyetimizde bütün insanlar rengi, dili ne olursa
olsun eşittir. Yalnızca iki insan eşit değildir. O da bilenle bilmeyendir. “Hiç
bilenle bilmeyen bir olur mu?” deniliyor. Onun için bana aşılanan, coşkunluk
veren tek şey bilgidir, ilimdir.
11- Bize
zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.