GÜNDEM - Arkadaşlarımın Fotoğraflarını Çekip Onlara Fotoğraflarını Satardım - GÖNÜLLÜ MUHABİR GÖZÜYLE HABER
Arkadaşlarımın Fotoğraflarını Çekip Onlara Fotoğraflarını Satardım
Yazı
Boyutu
Tarih : 02.04.2009 - 00:19:08
Sitemizde ilk misafirimiz Yeni Şafak Gazetesi Pazar eki editörü Recep Yeter ile görüştük.
Mekan olarak gazetecilik kursu verdiği Mecidiyeköy İSMEK’te buluştuk.Bizleri çok samimi bir ortamda karşıladı. Kendisi ve gazetecilik hakkında güzel bir röportaj oldu.
Yeni
Şafak Gazetesi’ni diğer gazetelerden ayıran özellikler?
Bana
göre farklı görüşlerin aynı çatı altında
toplanıyor olması. Hem gazete mutfağında yani yazı işlerindeki
arkadaşlarımız hem de yazarlar açısından bir çok farklı görüşe sahip
insan bir arada çalışıyor. Solcusundan sağcısına, başörtülü olandan mini
etek giymeyi tercih edene hemen herkesi bulabilirsiniz. Farklı dünya görüşüne
sahip yazarlarımız var. Türkiye’deki gazeteler içinde bu renkliliğe sahip başka
bir gazete olduğunu düşünmüyorum. Yani bu anlamda, herkesin istediği gibi
çalıştığı, istediği şeyleri tartışabildiği, paylaşabildiği ve yazarlar
açısından yazabildiği bir gazeteyiz.
Okuyucu
kitleniz hangi yaş ve kesimden?
Okuyucu kitlemiz
her kesimden ama ağırlıklı olarak 18-40 arasında, üniversite öğrencilerinden
tutun okuyan yazan insanlara hitap ettiğimiz söylenebilir. Elbetteki özellikle
hafta sonu ilavelerimizi ev ahalisindeki herkes okuyor.
Neden
okuyucularınız en çok 35-40 yaş aralığına ve üniversitelere hitap etmekte?
Çünkü Yeni Şafak bir
fikir gazetesi. Yazılarımız, haberlerimiz eğlendirmekten öte gerçek haberi,
bilgiyi vermeyi amaçlıyor.Yeni Şafak’ın
sloganını biliyorsunuz " Yeni Şafak Okuyan bilir!"
Şehremini
programından bahsetmek istiyorum. Seçim sürecinde belediye başkanlarını ve
adaylarını davet ettiniz. Bugüne kadar içlerinde ilginç vaatlerde bulunan oldu
mu?
Açıkçası ilginç
vaatlerden çok hemen hemen hiçbir belediye başkanının dişe dokunur bir projesi
olmadığını gördüm diyebilirim. Kimse ne yapacağına ilişkin bir şey söylemiyor.
Sadece ben şöyle iyiyim böyle iyiyim, bu yüzden iyi şeyler yaparım
derdinde.Önemli bir projesini ortaya
koyan, onun kaç paraya mal olacağını, ne kadar sürede biteceğini, ne işe
yarayacağını somut olarak ortaya koyan kimseyi görmedim diyebilirim.
İsmek’te
verdiğiniz gazetecilik kursuna birçok meslek dalından kursiyerler katıldığını
öğrendik. Bunların arasından size en ilginç geleni hangisidir?
Mesela bir
öğretmen kursiyerimiz var. Çünkü öğretmenlik bir şeyler bildiğiniz zaman yapabileceğiniz
bir meslektir. Bilirsiniz, anlatmaya başlarsınız, öğretirsiniz. Ama bir
öğretmen kursa geliyorsa o öğretmen iki şey biliyor demektir. Hem öğretmenlik
yaptığı alanda bir şeyler biliyor ki öğretmenlik yapıyor. Hem de
öğrenmenin sınırının, zamanının yaşının olmadığını, insanın sürekli öğrenmeye
açık olması gerektiğini biliyor. Yani kendini geliştirmek istiyor ve kursa geliyor.
Bu o öğretmenin Türkiye’de bugüne kadar alışageldiğimiz öğretmen tipinden
farklı olduğunun işareti… Yine kursiyerlerimiz içinde emekli olanlar, önemli
kurumlarda önemli görevlerde bulunan arkadaşlarımız da var.
Mesleğinizin
zor yanları var mıdır? Varsa nelerdir?
Bir kere
gazetecilik mesai saatleri olmayan meslek 7 gün 24 saat çalışırsınız. Mesela
saat 8’de işten çıkarsınız. Eve giderken bir olay görürsünüz iyi bir
gazeteciyseniz gidip o olayı görüntülemeniz haber yapmanız gerekir. Ya da yemek
yerken aklınıza bir haber konusu gelebilir. Bence bu gazeteciliğin hem en zor
yanı hem de en güzel yanıdır. Diğer bir yanı gazetecilik diğer meslekler gibi
bir meslek değildir. Mesela bir kurumda 5 yıl çalışırsınız şef olursunuz, 10
yıl çalışırsınız müdür olursunuz 20 yıl çalışırsınız genel müdür
olursunuz gibi kriterler vardır. Ama gazetecilikte böyle bir kriter yoktur. Gazetecilikte
yükselmek kendinizi gösterebilmeye bağlıdır. En önemlisi de doğru bir iletişim
becerisine sahip olmayı gerektirir.
Yani iyi bir
gazeteci haberi gördüğü anda orada olmalıdır?
İyi bir gazeteci
haberi gördüğü anda orada olursa geç kalmış olur. İyi bir gazeteci haberin nerede
olacağını sezmeli ve haberden önce orda olmalıdır. =)
Peki mesleğiniz
özel hayatınızı etkiliyor? Engelliyor mu?
Tabiî ki de..
Mesela evde yemek hazırlanmış, sizi yemeğe bekliyor insanlar ama o sırada bir
olay gördünüz ya da önemli bir gelişme oldu ve gazeteden çağırıldınız. O zaman gidip
o olayla ilgili ya da o konuyla ilgili bir şeyler öğrenmeniz, yapmanız
gerekiyor. Tabi bu özel hayatınızı epeyce etkiliyor. Dolayısıyla bir
gazeteciyle evli olmak hem bayanlar için hem erkekler için zor bişeydir.
Peki iyi
bir editör nasıl olmalıdır?
İyi bir editör
sadece kendisine gelen haberlerin hangisinin sayfaya girip girmemesine karar
vermekle yetinmemelidir. O haberleri kendi çevresiyle kendi bilgileri içinde
pekiştirmenin yollarını da aramalıdır.
Kendinizi
iyi bir editör olarak görüyor musunuz?
Hayır. Hala cok
öğrenecek şeylerim olduğunu düşünüyorum. Belki yolun dörtte birlik kısmını geçmiş
kabul edebilirsiniz beni.. Daha almam gereken cok mesafe var.
Kendinize
örnek aldığınız bir meslektaşınız var mı ?
Açık söyleyeyim. Gazetecilik
biraz egoistliğin tavan yaptığı bir meslektir.. Herkesin kendini cok beğendiği
bir meslektir. Bu yüzden benden daha iyi bir gazeteci görmüyorum. Tabii espri
yapıyorum. Ama iyi meslektaşlar var. Bunlar hepimizin de bildiği isimler. Fehmi
Koru, Mehmet Ali Birand, Can Dündar.. gibi isimleri sayabiliriz bu anlamda. Ya da
Uğur Dündar'ı sayabiliriz. Tabii bütünüyle Birand'ı ya da Dündar’ı örnek
verirken tümüyle Mehmet Ali Birand'ın her şeyini örnek alıyoruz değil. Her iyi
gazeteciden iyi yanlarını almanın peşinde oluyoruz. Mehmet Ali Birand
bildiğiniz gibi lise mezunu olmasına rağmen cok iyi yerlere gelebilmiş. Hayatına
baktığımızda ne kadar cok çalıştığını nerelerde bulunduğunu gözlemleyerek
kendinize örnek alabilirsiniz. Aslında yanınızda çalışan daha iki gün
önce gazeteciliğe başlamış bir muhabir arkadaşımızdan da öğrenebileceğiniz
cok şeyler olabilir. İyi bir gözlemci olursanız herkesten bir şeyler
öğrenirsiniz.
Peki şu
ana kadar hayalinizde gazeteci olmak var mıydı? Önceden başka bir meslekleri
hayal ettiğiniz oldu mu?
Başka bir meslekte
kendimi hiç düşünmedim. Benim üniversitedeki tek tercihim gazetecilikti
zaten. Lise yıllarından itibaren gazeteciliğe başladım denilebilinir. Okul
dergisini çıkardım önce. Orada röportajlar yaptım.. Ondan sonra bu keyifli bir eğlenceye
dönüştü. Ondan öncesi var hatta. İlkokuldayken küçük bir fotoğraf makinem
vardı. Ve arkadaşlarımın fotoğraflarını çekip onlara fotoğraflarını satardım. Daha
sonra bu lisede yazmaya da dönüştü. Üniversitede zaten gazetecilik okudum ama
gazetecilik hayalimdi..
Gazetecilik
hayatınızda keşke şu haberi şöyle yapsaydım veya yapmasaydım dediğiniz anlar
oldu mu ?
Elbette ki var. Birçoğumuzun
vardır. Mesela en büyük pişmanlıklarımdan bir tanesi Çapa Tıp Fakültesinde
Lösemi’ye yakalanmış bir kızcağız vardı. Tedavi görüyordu. Babası ve onun gibi
başka çocukların babaları hastanenin bahçesinde sabahlıyorlardı.. Onların kalacak
bir yerleri yoktu. istanbul dışından gelenler kendi aralarında biraraya gelip
bir babalarevi kurmuşlar.. Kirasını ortak karşılıyorlar. Her an telefonları ellerinde hastaneden
gelecek olan haberi bekliyorlar. Çünkü bir kan ihtiyacı olsa direk oraya gidiyorlar
evleri yakın bir yerde. Ben bu haberi biraz tesadüfen buldum. Bir bayram günü
gazetede çalışırken iş yoktu, ben de çıkıp hastanelere bakayım dedim ne var ne
yok.. Gittim ve hastanede böyle bir şeyle karşılaştım. Bir karavanın içerisinde
bir baba yatağını sermiş orada yatıp kalkıyordu. Sonra o babayla konuşurken o
babalarevini keşfettim oraya ulaştım. Fakat o haberi ben gazetede yayınlamadım.
Gazetedeki istihbarat müdürüyle kavgalıydım. Ona inat bu haberi vermedim. Çünkü
bu haberi ben söyleseydim hem benim acımdam iyi olacaktı hem de istihbarat
müdürü açısından iyi olacaktı ve haberi vermedim. Ama o haberin fotoğrafları
hala bende duruyor ve bunu da ilk kez size söylüyorum.. O haberin en acı tarafı
şu; o kız daha sonra vefat etti. Ben ne zaman böyle bir lösemili çocuk görsem
hep o aklıma geliyor. Lösemili çocuklara bir borcum var.
Bir şey
söylemek istiyorum. Gerçekten çok doğalsınız yani öyle gazetecilik havaları filan
yok. Peki, portrelerinizi yazdığınız insanlar da size benziyor. Sizin gibi
insanları bulmak için çok uğraşıyor musunuz?
Aslında çok güzel
bir noktaya temas ettiniz... Siz doğal olduğunuz zaman hayatta karşınıza hep
doğal insanları çıkarıyor yani cok doğal olduğumu iddaa etmiyorum ama dost
seçerken, arkadaş seçerken buna dikkat etmemiz gerekiyor çevremizde
insanların yüzlerinden kimin doğal olduğunu, kimin maske taktığını çok rahat
ayırt edebiliyorsunuz böyle bir imkan veriyor doğal olmanız.. Karşınızdaki
insanı tanımak size bağlı. Siz ne kadar açıksanız perdeleriniz ne kadar açıksa karşı
tarafı da o kadar rahat görebilirsiniz ve tanıyabilirsiniz.
Bugünlere
ulaşmak için neler yaptınız?
Özellikle bir şey yapmadım
.. Ama sürekli kendimi geliştirme çabasında oldum. Yani bir haber bana gelmişse
bir basın toplantısı varsa o haberden ne öğrenebilirim diye baktım.
Mesleğinizi
severek mi yapıyorsunuz?
Mesleğimi tabii ki
severek yapıyorum. Ben bugüne kadar sevmediğim hiçbir şeyi yapmadım.
İlerdeki
hedefleriniz nelerdir?
Bu meslekte zirve
noktası iyi bir gazetenin, televizyonun genel yayın yönetmeni olmaktır. Ama
genel yayın yönetmeni olmak için çabalarsanız olamazsınız. İyi bir gazeteci
olmak için sürekli çabalarsanız, süreç sizi bir gün genel yayın yönetmeni
yapacaktır.