Tasavvuf ve Aşk üzerine…
Elif Şafak’ın Aşk adlı romanı o kadar
beğenildi ve o kadar çok eleştirildi ki bunun üzerine birkaç satır da ben
yazmadan edemedim. Kitabı okuyalı daha birkaç ay oldu. Kimsenin etkisinde
kalmak istemediğimden, hiç öyle araştırma filan da yapmadım.
Okumaya ilk başladığım zaman, tipik bir
Amerikan filmi seyrediyor gibi hissettim kendimi. Klasik bir aile tablosu… Lüks,
bahçeli bir villada yaşayan dört çocuklu, zengin bir amerikan ailesi. Adamın
işi çok iyi olmakla beraber kadında mutlak iyi bir tahsil görmüştür fakat
kendini çocuklarına, evliliğine feda etmiştir ya da çalışır ama evdeki herkesin
bir görevi vardır. Hep böyle olur ya filmlerde; evin bodrum katında çamaşırhane
ve tamirat malzemeleri olur. Bahçede bir köpek kulübesi olur, hatta mutfak
kapısının altı açık olup, köpek istediği zaman evin içine girip
çıkabilmektedir. Hep kadın karakteri aldatılır nedense, bu yüzden mutsuz olur…
Bizim kültürümüzden ne kadar uzakta
olduğunu hissettiğimden midir bilmem okurken oldukça yabancılık çektim. (Romanın
amerikan halkına yazıldığını unutarak.)
Mutlu
olmamak için hiçbir eksiğin olmadığı ama aşk olmayınca her şeyin bir düzenden
öte olmayacağı vurgulanmış.( bu güzeldi) Derinine indiğimiz zaman kadın her
zamanki gibi kendini evliliğine, çocuklarına adamış ama mutsuz. Ta ki Aziz
Zahara isimli karakter ortaya çıkıp da ona aşkı tattırıncaya kadar. Zaten
gerisi malum okumuşsunuzdur.
Gelelim tasavvufa… Tasavvuf öyle derin bir
mevzû ki bu kadar yalın bir dille anlatılmasına; bu kadar basite indirgenmesine
karşıyım! Romanın konusu fani aşkla İlahî aşk - tasavvuf fakat tasavvuftan
başka her şey en ince ayrıntısına kadar anlatılmış. Örneğin: Çöl gülü
karakterinin yaşantısı, en çirkin ayrıntısına kadar betimlenmiş ama Hz.
Mevlana’nın hayatından eser yok. Hem tarihe mâl olmuş, manevî değerlerimiz ve
kutsallarımız arasında yer alan yüce bir zâttan bahsederken birazcık daha
dikkatli ve de saygılı olmak gerektiğini düşünüyorum. Neredeyse onun da
mahremine uzanacakmış kalemi ama son anda caymış…
Tasavvuf akademide değil tekkede öğrenilir.
Tasavvufa adım attığınız zaman çileler başlar. Çileyle benlik duygusundan
kurtulur, nefis girdabından uzaklaşırsınız. En alçaktan başlar en yükseğe doğru
ilerlersiniz, merhale merhale Rabbine gitmektir tasavvuf. Tasavvuf öyle bir
şeydir ki çektiğiniz acılar size zevk vermeye başlar, Rabb’e yaklaştığınız
için. Çekilen çileler bir ilahi basamaktır, yavaş yavaş tırmanırken birden ayaklar
kayıp da düşmekte vardır. Benlikten kurtulup hiçliğe ulaşmaktır tasavvuf. İnsan benlikten
kurtulunca yalnız esma kalır ardında oda Allah’tan olduğuna göre koskoca bir
hiç vardır artık.
Hem ruhen hem bedenen zikretmektir tasavvuf.
Varlığın metafizik boyutuna ulaştırır insanı, öyle olaylar olur ki buna kendisi
bile akıl erdiremez, dışardan deli zannederler. Hani gezgin abdallar vardır ya
herkes deli zanneder, onlar da deliliğe vurup bir âlemden bir âleme tayy-i mekân
ederler. İnsan bedeninde birçok melekeler vardır; kalp, ruh, sır , hafî, ahva,
ceset, nefis… İnsan çileyle ruhu zikrederken, fizikî olarak da bedeni zikreder.
Hem yalnızca kalp değildir zikreden bu melekeler de zikreder tıpkı kalbin gibi
atar “Allah” “Allah” diye. Bu melekeler
tasavvufun basamaklarıdır birbiri ardına çıkmak; çıkarken de çileyle yoğrulmak
gerekir. Her basamakta bir kötü haslet bıraktırır ardında. En sonunda nefis
basamağına geldiğiniz zaman tekrar kalbe iner ve zikre oradan devam edersiniz.
Bunun anlamı kalbi masivadan arındırmaktır. Lâ diye bir nefes çeker(Allah’tan
başka her şey yok anlamında) İlahe derken başını sağ yana devirir ( dünya bu
tarafa) İllallah derken (İlle de Allah, Rabbim kalbimdesin her zaman) der zikri
kalbe vurursunuz. Kalp küçük bir çam kozalağı gibidir üzerinde yağlar bulunur,
bu esnada o yağ bir miktar erir ve hoş bir koku yayılır, bu koku manevî bir
kokudur. Nûr-un âlâ nur olur… Bu böyle devam edip gider ve nihayetinde öyle bir
makama ulaşırsınız ki naz makamıdır orası artık. Rabbine naz edecek dereceye
gelir kul.
Şimdi sorarım size bu makamdaki bir zâtı
anlatırken insan hâyâ etmez mi azıcık, saygı göstermez mi?! Her ne kadar roman
bir kurgudan ibaret olsa da sonuçta gerçeklerden yola çıkarak yazılmıştır.
Böyle bir kurgunun içinde adını anmak bile saygısızlık diye düşünüyorum
kendimce.
Not: Elbette
tasavvuf bu kadar basit değil fakat okuyucuyu sıkmamak için çok yüzeysel bir
şekilde anlattım.