Mehmet Akif'in Ahlak ve Karakteri
Mehmet Akif Ersoy sadece Safahat’ın yazarı ve İstiklal Marşı’nın şairi değil aynı zamanda örnek bir karaktere ve ahlaka sahiptir.
Eğilmeyen Baş
Edebi şahsiyetler arasında binlercesinin eserleri ve fikirleri ile şahsiyeti arasındaki benzerlik vardır. Ancak bu hususta hiç kimse Mehmet Akif kadar olamamıştır. Mehmet Akif Ersoy inandığı gibi yaşayan yüksek bir ahlak ve karakter abidesidir.
Hiçbir zaman doğruları (doğru bildiklerini) söylemekten vazgeçmemiştir. O eğilmeyen bir baştı.
‘’Zulmü alkışlayamam zalimi asla sevemem,
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.’’
Muzdarip Şair
Hayatı boyunca dertlere gark olmuş Akif bir defa bile kendi dertlerinden yakınmamıştır. Evleri yanmış, genç yaşta yetim kalmış, kilometrelerce uzaklıktaki okuluna otobüs parası bulamadığı için günlerce yürüyerek gidip gelmiş ancak bunların hiçbirini dert etmemiş, vatanından ve milletinden başka bir şey düşünmemiştir.
‘’Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım
Elemim bir yüreğin karı değil, paylaşalım
Ne yapıp ye’simi kahreyleyeyim, bilmem ki?
Öyle dehşetli muhitimde dönen matemki!
Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan yatıyor şimdi
Nasıl yerlere geçmez insan
Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu
Nereden başladı yükselmeye, bak, nerede ucu’’
Sorumluluğun Böylesi
Mehmet Akif hiçbir zaman kendini olaylardan soyutlamamış, her zaman halk ile iç içe olmuş, kendisini çevresine karşı sorumlu hissetmiş bir kişiliktir.
Öğrencilik yıllarında arkadaşı Veteriner Hasan ile yapmış olduğu anlaşmayı yıllar sonra unutmayacaktı. Aralarında yapmış oldukları anlaşmaya göre kim önce bu dünyadan göçerse arkada kalan, gidenin arkada bıraktıklarına da sahip çıkacaktı. Nitekim bir gün Veteriner Hasan’ın öldüğünü duyunca bütün maddi imkansızlıklara rağmen beş çocuğundan ayrı tutmayacağı üç yetim yavruyu da yanına alarak onlara kol kanat germişti.
Verilen Sözün Anlamı
Akif için söz namus demekti. Verdiği sözleri yerine getirir aynı zamanda da verilen sözlerin de yerine getirilmesini isterdi.
Arkadaşı Mithat Cemal, Akif için verilen sözün ne manaya geldiğini, bir hatırasında bakın nasıl anlatır:
"Meşrutiyet'in ilk seneleri, bir cuma, adam boyu kar yağdı. O gün Akif'in haz etmediği şeyler işlemedi: Araba, tramvay, şimendifer ve vapur... Çapa'daki bizim eve o gün sütçü, ekmekçi gibi adamlar bile gelmedi. Öğle yemeğinden sonra biz hala ekmekçiyi beklerken, nihayet kapı çalındı; fakat... Akif Bey gelmişti! Bıyığının yarısı donmuştu. Şaşırdım. Nasıl geldiğini merak ettim. Beylerbeyi'nden nasılsa Beşiktaş'a bir vapur işlemişti. 'Bu kadar mı?' dedim. Tabi ki bu kadardı. Ve tabi ki Beşiktaş'tan Çapa'ya işleyen bir şey yoktu; ancak bunu sormaya da lüzum yoktu; çünkü Beşiktaş'tan Çapa'ya bu havada insanlar yürüyerek de gelirdi. Bu karda, tipide yaya yürünülen mesafeye ben şaştıkça, Akif de benim hayretime şaşıyordu:
-Gelememem için kar, tipi kâfi değil, vefat etmem lâzımdı. Çünkü geleceğim, diye söz vermiştim.
İnsanların birbirlerine verdikleri sözün bu kadar korkunç bir şey olması o gün beni ürküttü.
-Akif, dedim; sen eğer verilen sözün manasını bu türlü anlıyorsan bana izin ver de, ben bu türlü anlamayayım. Benim verdiğim sözün şiddetli lodosa bile tahammülü yoktur!
-Ben böyleyim! dedi.
-Ben de böyleyim! dedim.
Bu vakadan sonra, ona söz vermekten korktum. Dediğim gibi onun gözünde ne karayel fırtınası, ne diz boyu kar, geçerli mazeret değildi."
Eğitimci Akif ve Asım’ın Nesli
Mehmet Akif hayatı boyunca öğrenen ve öğreten bir kişi olmuştur. Yani bir eğitimcidir. Hayatı boyunca asla okumaktan ve anlatmaktan vazgeçmemiştir. Dil öğrenmeye hem isteği hem de kabiliyeti vardı. Lise yıllarında türcüme yapabilecek kadar ileri düzeyde Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenmiştir.
Dönemin en iyi okullarından Mülkiye (siyasal) mektebinin İdadi (lise) kısmını maddi imkansızlıklar altında başarı ile bitirdi. Arkadaşları Mülkiyenin yüksek bölümüne devam ederken kendisi babasının vefatı ile zorlaşan hayat şartlarından dolayı yatılı olan Halkalı Ziraat ve Veterinerlik Fakültesi seçti ve okulu birincilikle bitirdi. Anadolu’nun birçok yerinde çalıştı. Ancak hiçbir zaman eğitimden geri durmadı. Okumak onun vazgeçilmezleri arasındaydı.
Hayatının ileri dönemlerinde de özel derslerden üniversite hocalığına kadar eğitimle meşgul olmuştur. İlim sahibi olmak isteyene her şartta yardımcı etmiştir.
Akif hayalindeki gençliğin okuyan, araştıran, vatanına ve milletine sahip çıkan bir nesil olmasını istemiştir. Asım’ın Nesli diyerek adlandırdığı bu nesil hem madden hem de manen tam donanıma sahip olması gerekmektedir. Akif bu nesilden çok şey beklemiş ve o nesil Akif’i hayal kırıklığına uğratmamıştır.
‘’ Asım’ın nesli… diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar…
O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Asım’ın nesli olabilmek ümidiyle…