Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Cinler top oynarken eski hamam içinde… Ben deyim şu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu. Kuş uçmadı, gümüş uçtu. Gümüş uçmadı, Memiş uçtu. Uçar mı uçmaz mı demeye kalmadı anam düştü eşikten, babam düştü beşikten. Biri kaptı maşayı, biri aldı meşeyi. Dolandım durdum dört köşeyi. Vay ne köşe bu köşe! Dil dolanmadan ağız varmaz bu işe. Bu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, şu köşe güz köşesi diye iki tekerleyip üç yuvarlarken aşağıdan sökün etmez mi Maraş Paşası! Hemen bir sarıya bir fare deliği bulup attım kendimi dışarı. Gelgelelim şu mahallenin yumurcakları haşarı mı haşarı… Bir fiske vurdular enseme, gözlerim fırladı dışarı! Az gittim uz gittim. Dere tepe düz gittim. Çayır çimen geçerek, lale sümbül biçerek, soğuk sular içerek, altı ayla bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki ne göreyim: gide gide bir arpa boyu yol gitmişim! Vay başıma, hay başım! Bu yol bitecek gibi tükenecek gibi değil. Ya bir devlet kuşu konacak başıma ya da alsa beni kanadına kaşına demeye kalmadı bir de ne göreyim! Adıyla sanıyla, yeşiliyle alıyla Zümrüdüanka dedikleri değil mi! Kaf Dağı’nın üstünden süzüm süzüm süzülüp geliyor. Bakın hele! Yüzü insan, gözü ahu… Ne maval, ne martaval… İşitilmedik bir masal… Masal bu ya ülkenin birinde çok zengin bir adamın güzeller güzeli bir kızı varmış. Bu kız bir oğlana sevdalıymış. Oğlan da ona… Mektuplaşmaya başlamışlar sonra. Kerem ile Aslı imiş adları.
Kerem yine boğazın kıyılarındaymış. Aslı’yı düşünüyormuş. Kâğıt kalem çıkarmış ve sevgilisi Aslı’ya mektup yazmaya başlamış. Mektubunu sonlandırdığında hava kararmaya başlamış. Yerinden doğrulmuş ve o muhteşem manzaraya son kez bakmış. O an için en sevdiği yer burasıymış.
***
Mektubu eline almış Aslı. Sevgilisi Kerem’den geliyormuş mektup. Yine aşk doluymuş sözler. Yine buram buram aşk kokuyormuş. İlk önce okumuş mektubu. Özlem dolu yüreği bir kuşun kanatları gibi çarpıyormuş. Mektubu yastığının altına saklamış ve rüya alemine dalmış.
Sabah olmuş ve kahvaltıya inmiş Aslı. Babası çok zengin bir insanmış ve masa haliyle baştanbaşa donanmış bir şekildeymiş. Ama o bu kuş sütünü değil, sevgilisiyle yediği bir kuru ekmeği güzel buluyormuş. Kahvaltısını ederken aklına yastığının altına koyduğu mektup gelmiş. Bir an o aşk dolu yüreği korkuyla dolmuş. Çünkü hizmetçileri odasını temizliyormuş. Yani mektubu her an bulabilirlermiş. İzin isteyip aceleyle masadan kalkmış. Odasına girmiş. Yastığı kaldırmış. Fakat mektup orada yokmuş. Korkuyla ne olacağını beklemeye başlamış.
Bu sırada hizmetçileri Azize, Aslı’nın babasının yanına gitmiş ve söze başlamış:
-Efendim, kızınızın yastığının altında bir mektup buldum. Sanırım okumanı gerekiyor.
Kızın babası mektubu almış ve okumuş. Bir hışımla merdivenleri çıkmış. Kapıyı çalmadan içeri girmiş. Kız babasını ilk kez bu denli sinirli görüyormuş. Olanları ve olacakları tahmin edebiliyormuş. Bu korkuyla bayılmış.
***
Gözlerini açtığında karanlık bir yerdeymiş. Gözleri odasını aramış. Ayağa kalkmaya çalışmış. Ama elleri kolları bağlı olduğu için kalkamamış. Biraz vakit geçince bulunduğu yerin bir zindan olduğunu anlamış. En çok üzüldüğü şey İstanbul’un güneşini, sokaklarını, İstanbul aşığı sevgilisini görememesiymiş. O,bu özlemle yanıp tutuşurken kapı gıcırdayarak açılmış. Meraklı gözlerle ve korkuyla kapıya bakmış. Yabancı bir adam girmiş minicik kalbinin içinde kocaman bir aşkı taşıyan kızın bulunduğu odaya. Adam konuşmaya başlamış:
-Babanız size çok sinirli küçük hanım. Şimdilik buradasınız. Ama sadece şimdilik…
Ve çekip gitmiş. Adamın ‘şimdilik’ derken ne kastettiğini düşünüyormuş Aslı. Olacaklardan habersiz sevinmiş.“Bu kısa süreli bir ceza.”diye düşünmüş.
Aradan aylar geçmiş. Babasından ses seda yokmuş. İyice umudu kestiği anda kapı açılmış. Babası içeri girmiş. Kız kısık bir sesle “Babacığım beni almaya mı geldin?”demiş. Adam hiç konuşmamış. Kızı zindandan çıkarmış. Kolunu sıkı sıkı tutmuş. Arabaya bindirmiş. Denizin kıyısına gelmişler.Kıyıda bir kalabalık varmış.Kalabalık içinde ilk fark ettiği kişi sevgilisi Kerem olmuş.Kerem gözleriyle Aslı’ya bir şeyler anlatmaya çalışıyormuş sanki.Ama Aslı bunu fark etmemiş.Kız mutluymuş.Çünkü o “MUHTEŞEM İSTANBUL’u” görebilecekmiş.Ve tabi ki sevgilisini…Bir sandala binmişler.Sular maviliğinden hiçbir şey kaybetmemiş şekildeymiş.Suda bir değişiklik yokmuş ama suyun üstünde bir değişiklik varmış.Daha önce hiç görmediği bir kule görmüş deniz üstünde.Kuleye yaklaşmışlar.Babası Aslı’yı yine sıkı sıkı tutarak kuleye sokmuş.Kapkaranlık bir odaya kızını hapsederek vicdansızca çekip gitmiş.
Kızın hapsolduğu kule normal bir kule değilmiş. Kulede bir ejderha varmış. Bu ejderha özellikle aşıkların arasına girermiş. Aşk dolu gözleri görünce kocaman ağzından ateş topu çıkartıverirmiş. Zaten Aslı’nın babasının kuleye bu ejderhayı bekçi olarak koyma sebebi de bu önemli özellikmiş. Böylece kulede durmasına gerek kalmadan kızını koruyabilecekmiş. Aslında kızının sevgilisini zindana atarak da kızını koruyabilirmiş. Fakat okuduğu mektupta adı sanı yazmadığı için Kerem’i bulamamış. Diğer yolu seçerek kızını zindana kapatmış.
Aradan aylar geçmiş. Bir yıl dolmuş. Bu sırada Aslı sevgilisinin hasretiyle tutuşuyormuş. Kızın kendini avutacağı tek şey her istediğinde penceresinden bakıp İstanbul denizinin mavisini görmesiymiş.
***
Kerem yine oturmuş muhteşem manzaranın karşısına. Artık nefret ediyormuş İstanbul’dan. Çünkü uğruna canını dahi verebileceği sevgilisi İstanbul boğazının en güzel yerlerinden birinde olan kulede hapismiş. Karar vermiş. O gece boğazın serin sularına atlayacak, yüzerek kuleye ulaşacakmış ve sevdiğini kurtaracakmış.
Gece karanlığı bastırmış. Kerem suya atlamış ve yüzmeye başlamış. Kuleye yaklaşmış. Ejderhadan habersiz kuleye girmeye çalıştığı an ejderhanın ateşiyle küle dönmüş. Olanları penceresinden izleyen Aslı kendini boğazın serin sularına bırakmış ve boğularak ölmüş. Böylece İstanbul bu iki aşığın aşkına ev sahipliği yapmış.
Daha sonra kızın odasındaki kâğıt parçalarına yazdığı sözler bulunmuş. Kâğıtta şöyle yazılıymış:
“Artık sevgilimin hasretine dayanamaz oldum. İstanbul sokaklarında gezmeyi özledim. Bu hasretle yaşayabileceğimi sanmıyorum. Sevgilimi melekler diyarında bekleyeceğim. Tanrı beni affetsin. Bu kuleye kız kulesi densin ki yaşayanlar beni daha iyi anlasın.’’
NİSANUR KOPUZ
SARIYER/İSTANBUL