SONSUZLUĞA KANAT ÇIRPIŞ
Genç kadın, ürkekçe oturduğu kumsalda, beyazlar içinde, ay ışığının denize düşen gölgesini seyrediyordu. Zaman zaman, çıplak ayaklarına vuran soğuk deniz suyu onu kendine getiriyor, daldığı hülyalardan uyandırıyordu. Nerden bilebilirdi ki; yalnızlıktan kurtulmak için geldiği bu sahil kasabasında daha da dibe vuracağını…
Sabah erken saatlerde gelmişti bu kasabaya… Son günlerde yaşadıkları onu büyükşehirden buralara sürüklemişti. Biraz kendini dinlemeye ihtiyacı vardı. Ilık ılık esen rüzgâr sırtını okşuyordu. Birden ürperdi. Yanında getirdiği pembeli mavili çantasını açarak beyaz şalını çıkardı. Şalına sımsıkı sarındı. Büyük bir tezatlık yaşıyordu. Bir yandan üşürken, bir yandan da sıcak basıyordu. Galiba asıl üşüyen yeri içiydi. Ruhu buz tutmuştu..
Dün sabah patronunun söylediği sözler kulaklarında çınlıyordu:”Şirketin kar marjındaki azalmadan dolayı küçülmeye karar verdik. O nedenle her departmandan bir ya da iki kişiyi tazminatlarını ödeyerek işten çıkaracağız. Yönetim kurulu toplantısında bu kişileri evli olmayan kişiler arasından seçmeye karar verdik. Tahmin edersin ki bunlardan biri de sensin. Bugüne kadar yaptığın özverili çalışmalar için teşekkür ederiz. Muhasebe bölümüne uğrayıp gerekli işlemleri yaptırabilirsin.”Bu sözler sona erince her yanının buz kestiğini hissetti. Ağzında bir şeyler geveleyip başı önünde kapıya doğru yürüdü. Tokmağı yavaşça çevirip dışarı çıktı. Çalışma arkadaşlarıyla vedalaştı ve gerekli işlemleri alelacele yaptırıp şirketten ayrıldı. Her şey bir anda tuzla buz olmuştu. Hayalleri, geleceği, planları… Eve dönerken insan hayatının sadece bir kişinin dudakları arasında olmasına isyan ediyordu. Eve varır varmaz üzerindekileri çıkarıp kendini yatağın şefkatli kollarına bıraktı. Hemen uykuya daldı. Düşünde; sırtında etekleri uçuşan şifon elbise, başında papatyalardan yapılmış taç ile koşarken gördü kendisini. Yolun sonunda uçurum vardı. Uçurumun kenarına geldi, hızını alamadı, bir adım attı. Ve boşluğa düşme hissiyle uyandı. Hava henüz aydınlanmamıştı. Saatine baktı. Çok erkendi. Yatakta doğruldu ve ani bir karar verdi. Gardırobun üstünden kırmızı valizini alıp, birkaç parça eşya koydu. Aceleyle evden fırladı. Şehirlerarası terminale vardığında hava alacakaranlıktı. Şile’ye giden otobüse atladı. Yaklaşık iki saat sonra oradaydı.
Kasabaya ulaşınca ilk işi kendisine, sahilde eski bir sayfiye evi ayarlamak oldu. Biraz eski ama bakımlı bir evdi burası. Yerleşim yerine uzak olması tercih sebebi olmuştu. Çünkü biraz insanlardan uzak kalıp başını dinlemek istiyordu. Hayat yormuştu onu. Hem de çok… Kahvaltı etti, kitap okudu, yürüyüş yaptı ve geri kalan tüm zamanda uyudu. Kalktığında hava kararmıştı. Ne tuhaf diye düşündü:”İnsan vaktinin çoğunu sadece uyuyarak da geçirebiliyormuş.” Oysaki daha düne kadar hayatı algılayışı ne kadar da farklıydı. Hep başarılı ve mutlu olacak sanıyordu.
Uyandıktan sonra beyazları giyip, kendini kumsala attı. Özel hayatındaki başarısızlığın ardından işten çıkarılmak onu iyice bunaltmıştı. Bir yıl kadar önce nişanlısı tarafından terk edilmişti. Daha o yaralarını saramadan uğradığı bu ikinci şok onda ağır bir darbe etkisi yapmıştı. Kalbi mengeneyle sıkıştırılıyormuş gibi oldu. Bir an nefes alamadığını hissetti. İçini kaplayan tek bir duygu vardı. Yalnızlık… Bu duygu korkunç bir şekilde düşüncelerini kemiriyor ve onu bir türlü rahat bırakmıyordu.
Oturduğu yerden yavaşça doğruldu ve koşmaya başladı. Birilerinin ona seslendiğini duyuyordu:”Esin, koş, daha hızlı koş, bu tarafa doğru.” Diyordu gittikçe yükselen ses. Esin, artan tempoyla sesin geldiği yöne doğru koşuyordu. Her şey rüyasındaki gibiydi. Tek fark vardı. Yeşillik yerine kumsal. Karanlık yolda kayalıklara doğru koşmaya devam etti. Gözlerini kapadığında onu çağıran sesin sahibini görür gibi oldu. Gördüğü şey sadece, kısık bir gülüş ve gölgeydi. Kayalıkların sonuna geldiğinde birden boşluk hissiyle doldu. Hayallerinden biri olan uçmak gerçekleşiyordu sonunda. Etrafın aydınlandığını hissetti. Gülümsedi yanında kanat çırpan kuşlara.
Ertesi gün balıkçılar kayalıklardan üç kilometre kadar ileride buldular genç kadının cesedini. Teknelerine aldılar. Ve sahile götürüp jandarmaya haber verdiler. Ne bir kimlik çıktı cesetten, ne başka bir şey. Sadece kocaman bir gülümseme yerleşmişti genç kadının yüzüne. Son hayalini gerçekleştirmiş olmanın verdiği huzurla sonsuzluğa uçmuştu Esin. Uçmak, Esin’in hayallerinden biriydi. Belki de en büyüğü…