Biliyorduk. Gözyaşlarımız için dünyanın dönüşünün durmayacağını ve güneşin doğduktan sonra tekrar batacağını. Biliyorduk geceden sonra sabah olacağını. Hiçbir şeyin olmadığını ve her şeyin bitmediğini biliyorduk.
Olanların tek bir zincir halinde süregeldiği, içimizde yaşamın değişmez olduğunu sanmak açık bir yanılgıyken kim bilir hangi masallara inanıyorduk. Kendi kendimizi kandırıyorduk. Oysaki kendi kendini kandırmak başkalarını aldatmak kadar kolay değildir. Kendi kendinin içindeki adaletten ürkmesi gerekenlerin yerine, Biz onların içindeki adaletsizlikten ürküyorduk. Büyüğü küçükten ayırt edemeyen yenilikler küçüğü ezmek için büyüğün olması gerektiğini bilir. Ama biz küçüğü sevmenin büyüğü de saymanın doğru olduğuna inanıyorduk. Güneşin doğuşuna seviniyor, yağmurun doğuşuna şükrediyor, soluduğumuz havanın yediğimiz ekmekten uzun sürmesine bir anlam veremiyorduk,. Ölümün burnumuzun dibinde tütmesi yaşamamızın en önemli belirtisiyken, kalp atışlarımızı yaşadığımız günlere bölüyorduk.
Yıllarımız aylarımızdan uzunken, günlerimizi bir ayın içine sığdırmayı bir türlü başaramıyorduk. Günler karanlık, günler geçici, günler bir günah gibidir artık. Bir günde bile bir günahı düşünmeyen kalplerin günahıyla geçmiş karanlık günler. Kararmış günü, bitmemiş günahları göremiyorduk. Anlık mutlulukları, büyük günahlara değişiyorduk. Ve bilmediklerimizin dışında bir tek biz yalnız kalıyorduk. İşte bunu hiç bilmiyorduk.