Büyük şair ve mütefekkir Sezai Karakoç'un "Masal" isimli bir şiiri vardır:
"Doğuda bir baba vardı
Batı gelmeden önce
Onun oğulları batıya vardı" diye başlar. Üç günlük, oldukça yoğun geçen Bosna-Hersek gezimiz sırasında ata yadigarı onlarca eseri hayranlıkla izlemekten ve Boşnak kardeşlerimizin bize gösterdikleri misafirperverlikten pek düşünmeye fırsatımız olmadı. Türkiye'ye dönüp de Bosna-Hersek'te edindiklerimizi düşünürken aklıma nedense bu mısralar geldi.
Allah'ın ve Peygamberinin adını güneşin doğup battığı her noktaya ulaştırmak uğruna ömürlerini vakfeden Alperen dedelerimizle başlamış milletimizin Bosna macerası... 1463 yılında ise Fatih Sultan Mehmet bölge topraklarını Osmanlı İmparatorluğu'na katmış. Resmen 1878 yılına dek, fiilen ise 1918 yılına dek Bosna toprakları Osmanlı idaresinde kalmış. Buraya kadar olan hikaye Macaristan'dan Arabistan'a kadar çevremizdeki pek çok ülke için benzerlik göstermekte. Bosna'yı bizim için farklı ve özel kılan ise Boşnakların Osmanlı'ya ve milletimize duydukları sevgi. Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılalı yüz yıl geçmesine, sınırlarımızdan epey uzakta kalmasına rağmen bu sevgi hala sıcacık. Öyle ki ülkeyi dolaşırken karşılaştığınız bir Boşnak, Türk olduğunuzu öğrenir öğrenmez yüzünde ve davranışlarında bu sevgiyi hissediyorsunuz. Bosna-Hersek, Osmanlı İmparatorluğu'ndan zorla ayırıldıktan sonra; önce Avusturya-Macaristan İmparatorluğu hakimiyetine, sonra Sırp kökenli Yugoslavya Krallığı hakimiyetine, daha sonra da Komünist Yugoslavya hakimiyetine girmiş.
Osmanlı İmparatorluğu Avrupa topraklarından çekildikten sonra Batı onun ve İslamiyet'in izlerini bütün Avrupa'dan silmek için elinden geleni yapar. Balkanlarda yapılan katliamlar ve Anadolu'ya yaşanan göçlerle de bunu büyük ölçüde başarır. Bosna'nın dramı işte burada başlar. Sonradan buraya gelen Türkler kovulmuştur lakin Avrupa'nın ortasında ezelden beri Avrupalı fakat Müslüman üstelik Osmanlı'ya epey benzeyen bir halk yaşamaktadır: Boşnaklar!
Boşnakları anlatmak için yazılmasa da bana onların hikayesini de anımsatan bir şiir Sezai Karakoç'un Masal'ı... Ve bu şiirin -yazımızın başında verdiğimiz- ilk mısralarında geçen "Batı gelmeden önce batıya varan, Doğulu babanın oğullarıdır" Boşnaklar...
Batı Boşnakları batılılaştırmak yani İslamiyet'ten ve Osmanlı kültüründen uzaklaştırmak için elinden geleni yapar. Önce sevimli yüzüyle ortaya çıkar Bosna'da. Çağdaşlık der, ilerleme der, medeniyet der, kah komünizm kah kapitalizm der... Yine aynı şiirden mısralarla devam edelim:
"Birinci oğul batı kapılarında
Büyük törenlerle karşılandı
Sonra onuruna büyük şölen verdiler
Söylevler söylediler babanın onuruna
Gece olup kuştüyü yastıklar arasında
Oğul masmavi şafağın rüyasında..."
Boşnaklar o masmavi gözleriyle mavi rüyalara dalmışken Batı haince bir planı yürürlüğe koyar 1992 yılında:
"Bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri
Öldürdüler onu ve gömdüler kimsenin bilmediği bir yere
Baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anladı
Öcünü alsın diye kardeşini yolladı"
1992-1995 yılları arasında yaşanan ve tarihte eşi görülmemiş zulümlerle adını duyuran Bosna savaşı sırasında Boşnak kardeşlerimize yapılan zulmün öcü alınmadı fakat öldürülen kardeşin yanına giden diğer kardeşler Boşnak kardeşleri için ellerinden geleni yaptılar. Şimdi Bosna'da Alperen dedelerinin izinden giden Alperenler var. Onlar hem dedelerinin yok edilmek istenen mirasına sahip çıkıyorlar hem de ay yıldızlı bayrağı açtıkları ilkokullarda, liselerde, üniversitelerde dalgalandırıyorlar. Alperen torunlar Bosna'yı Batı'nın insafına terk etmemeye kararlı. Ne diyelim Allah onlardan razı olsun. Bize düşen Alperenler için dua etmek! Ha bir de Bosna denildiğinde öz kardeşimizin adı anılmışçasına dikkat kesilmek...