Maddî unsurlara; zamana, mekâna; kelimelere ihtiyacı olmayan tek kavram
sevgidir bana göre. Sevgi öyle bir olgudur ki; onu ifade etmek için en önemli
iletişim unsurumuz olan dilden tenzih edilse bile harflere, kelimelere ve
cümlelere giydirilmeye mahkûm kalmadan iletir hedefine duygularımızı,
mesajlarımızı… Hem zaten dil nedir ki? Alman filozof Heidegger ”Dil düşüncenin evidir.” der. “Düşünüyorum, öyleyse varım.” demiş Descartes
ise.
İnsan urbasız kalınca insanlıktan çıkar mı?
Ya da giydirilince vasıf kazanır mı? İşte sevgininde kelimelere giydirilmeye ihtiyacı yoktur. İnsan,
değişken bir varlıktır. Olaylar, mekânlar ve dil değişebilir lâkin değişmeyen
tek şey duygulardır. Dil ve insanın değişimi birbirine paraleldir. Oysaki
düşüncenin modele ve kalıplara ihtiyacı yoktur; özgürdür, sınırsızdır… Derin
bir mana ikliminde yer alır.
Sevginin vazgeçilmez elemanları Kalp ve
gözlerdir. Duyguların yapı taşı ise kalptir aslında; sevgide vazgeçilmez bir
unsurdur hem de… Gözler ise iletim organları… Dile ne hacet! Gözler ve kalpler
olduktan sonra. Söylemeye gerek var mı sevdiğini, kalbin mesajını yansıtan
gözlerle baktıktan sonra… Yani maddî görevlerinden ziyade manevî görevler de
yüklenmiş bu değerli organlarımıza… İbret almak gerekir aslında.
Dünyaya
sadece yapmakta olduklarımız için mi gelmişiz? Beşerî hayattan içtimaî hayata; manevî hayattan ebedî hayata vazifelerimizi düşünüp fiiliyatımızı gözden
geçirmemiz yerinde olacaktır. Yaptıklarımızın ve yapmadıklarımızın hesabına
çekmek gerekir kendimizi. İnsanı yaratırken ‘Yüce Mevla’ birçok haslet
vermiştir, birçok istidat ve birçok kabiliyet… Bunları düşünerek, basitleşmiş;
iğdiş edilmiş hayatlarımızda aslında ne çok şeyler başarabileceğimizi
kavramamız gerektiğine inanıyorum. Her bireyin kendi kendini sorgulaması
gerektiğini düşünüyorum. Sevgiyle kalın…
Funda Gökçen / Hayata Dair...