Eğitimci-Danışman ömer Eker beyle mecidiyeköydeki ofisinde buluştuk. Bizleri çok samimi bir ortamda karşıladı. Sorularımıza çok samimi ve içten cevaplar verdi. Kendisini seminerlerde farklı takdikler kullanmasından tanıyoruz. “iğne batırma”,parağraf ezamerletme”,kaynar suya el sokma”,halter kaldırma”,”omuza 7-8 kişinin asılı kalması” vb….Farklı olan ve farklı olmayı öğreten ömer bey ofisindede farklılığı bizlere gösterdi.çay ikramı yapıldı fakat şeker gelmedi. Röportaj bitince neden şeker gelmediğini sorduk ve ilginç bir cevap aldık bu iş yerinde şeker kullanmak yasak. Dedi. Nedeni sağlığa zararlı olduğunu söyledi. Bizlerde ilk defa şekersiz çay nasıl içilirmiş onu öğrendik.
1-) Hayat hikayenizden kısaca bahseder misiniz?
1972 yılında Çorum'da doğmuşum. Çorumun Alaca diye bir ilçesi var onun da Bostancı diye bir köyü var orada doğmuşuz. Birkaç ay sonra da İstanbul’a gelmişiz.O zaman bu zamandır İstanbul'dayız.Yani otuz sekiz senedir. İlkokul ve liseyi de burada -İstanbul'da- okumuşuz. Sonra bir dönem eğitim için, üniversite için, Samsun’a gitmiştik daha sonra oradan da Kırıkkale’ye geçtik. Böyle devam ettik, şimdi de buradayız. Yeterli olur mu sizin için?
(Yeterli. Teşekkürler...)
2-) Neden bu mesleği seçtiniz?
Bu meslek yani eğitimcilik mesleği daha özelde de danışmanlık mesleği; duygu eğitimi dediğimiz bir proje... Beni biraz daha ben yapan bir durum... Yani bir ressamın da ressamlığı seçmesinin nedeni aynı yani. Bir şey eksik kalıyor onu yapmadığın zaman, onu yapmak eksik kalıyor. Onun için de o eksikliği gidermek için ressam oluyor insan veya bir fotoğrafçı aynı nedenle fotoğrafçı oluyor. Bunun dışında özellikle Türkiye’de bazı meslekler vardır ki mecburen yapılır. ÖSS sisteminden kaynaklanır bu mecburiyet. Siz bir şeye başvuruyorsunuz, tercihler yapıyorsunuz ve bir tanesi geliyor. Sonra o mesleği mecburen yapıyorsunuz. Eskilerin güzel bir lafı var; “Her su yatağına akar.” diye. Adamın biri mühendis oluyor, doktor oluyor, avukat oluyor, savcı oluyor, hakim oluyor oysa adamın hep hayalinde böyle maket yapmak var en sonunda yine o işi yapıyor hani isteyerek, bilerek arzu edilerek yapılan meslekler gibi... Sanırım bizde de öyle oldu yani ÖSS'de biz bir tercih yaptık ama ÖSS’nin ardından biraz daha insanlarla iç içe olduk, insanları tanımayı , insanlarla konuşmayı, insanlarla dertleşmeyi... Niye bu insanlar üzgün, niye bu insanlar ağlıyor, neden bir kadın bir erkeği veya bir erkek bir kadını terk ediyor ya da aldatıyor, neden katliam diye bir şey var, neden insanlar birbirini öldürüyor, neden bazı insanlar hayatlarının her şeylerini bir kadın için feda edebilirler veya bir tanesi bir erkek için başka birileri de Allah adına bütün hayatlarını verebilir? Biraz hani Yunus’ un dediği gibi “İlim kendini bilmektir” yani kendi özüne ulaşmaktır kendi özüne ulaştıktan sonra çevreye bakmaktır niye böyle, niye şuanda biz bu odadayız siz şimdi evde rahat oturmak varken ya da yaşıtlarınız gibi televizyon seyretmek varken veya eğlenmek varken niye bu odadasınız, açıkçası çok merak ediyorum yani sizi buna motive eden nedir? Evet bizim motive kaynaklarımız var. İşte para bir motive kaynağıdır. İnsanlar bir şeyi para için yaparlar, zevk için yaparlar, keyif için yaparlar, mecburiyetten yaparlar yani adam mecbur olduğu için o işi yapar istemez ama yapar. Çok merak ettim yani insanlar niye böyle ve o insanları tanımak istedim, böylece bir yolculuk başladı ve bu noktaya geldim.
3-) Peki ne zamandır bu mesleği yapıyorsunuz?
Eğitim danışmanlık hizmetlerini ve eğitim alanında biraz daha uzmanlaşarak çalışmayı 1997'den beri yapıyoruz ama onun arkasında da 1992 -1993 den beri çalışmalarımız var. Yani 17 -18 senedir bu işi yapıyoruz.
4-) Bu mesleği seçmeseydiniz hangi mesleği seçerdiniz?
Bu mesleği seçmeseydim hangi mesleği seçerdim? Bu mesleği seçmeseydim çok garip ama seçecek bir meslek yok gibi sanki... Başka neyi seçerdim ki diyelim avukatlık; çok zor bir iş zorluktan öte sıkıcı bir iş sonra insanların arasında kalma işi.. Doktorluk; herhalde o da zor olurdu. Ben yine bu mesleği seçerdim herhalde…
(Çocukluğunuzda hayal ettiğiniz bir meslek yok muydu?)
Küçüklüğümde benim bir akrabam subaydı ben de ona heveslenirdim. Babam bana bir elbise almıştı ondan dolayı da içimde böyle subaylığa karşı, askerliğe karşı bir his vardı ki erkeklerin çok büyük bir kısmında belli bir dönem vardır. Hani işte kızlara oyuncak olarak bebek alınırdı, erkeklere tabanca alınır, işte subay elbisesi alınır veya futbol topu alınır bundan biraz da... Yoksa askerlik bir seçim değil, yani bilinçli bir seçim değil yani... Bu mesleği seçmeseydim -ne bileyim- bilge birisinin yanında oturmak isterdim, onu dinlemek isterdim, onun yanında durmak isterdim, onunla birlikte bir şeyler yapmak isterdim ama böyle bir meslek de yok herhalde...
Mürşitlik mesleği diyorlar. Mürşit dediğimiz birisi var yani o çok güçlü, kuvvetli, akıllı yani aydınlanmış kendi gücünü ispat etmiş artık herkes demiş ki bu tamam… İşte öyle birisinin yanında olmak isterdim açıkçası böyle bir meslek olsaydı olmak isterdim.
5-) Şuana kadar kaç seminer verdiniz?
Bunların çok da sayısını tutmuyorum ama bire bir eğitimler çok fazla yani binlerce diyebiliriz. Türkiye’de yine binlerce insana belki on binlerce insana bilemiyorum ama bu şekilde ulaşmışızdır herhalde.
6-) Seminerlerinizde motive olmamaya kararlı olanlara neler söylüyorsunuz?
Bu soru şöyle de sorulabilir mesela çocuk olmamakta ısrar edenler niye ısrar eder ya da anne olmamakta ısrar edenler niye ısrar eder yani bir kadın annedir aslında ama niye anne olmamakta ısrar eder, niye iyi bir anne olmamakta ısrar eder ya da bir öğretmen öğretmendir ama iyi bir öğretmen olmamakta neden ısrar eder ya da bir polis polisdir ama niye iyi bir polis olmamakta ısrar eder hani toplumu oluşturan o katmanlar neden iyi olmazlar? Herhalde cevaplardan bir tanesi şu: Çünkü iyi olmak zordur yani bu zahmettir, eziyettir gerçekten zordur. Özelde sorduğunuz soruya dönersek insanlar bunu yaparken bazen inada bindiriyorlar işi. İşte ben olmam ben olamam derken sanki hani olmak kötü bir şeymiş de veya da kendini teslim etmekmiş de veya da işte karşı tarafı onaylamakmış da ben ona girmem, ben öyle güçlüyüm ki hiç kimse beni eğip bükemez gibi deyip…
Biz eğitim dedik ya eğitim biraz şekil vermektir. Hayır beni eğip bükemezsin, der böyle tepki verir bazı kadınlar kocalarına; hayır beni eğip bükemezsin, beni istediğin gibi bir kadın yapamazsın veya bazı erkekler; hayır beni istediğin gibi bir erkek yapamazsın derler. Eğitime katılanlardan bazıları da hayır beni istediğin gibi eğitemezsin, ben böyleyim falan der sonuç ne olur peki sonuç kavgaların, dövüşlerin, ayrılıkların, boşanmaların daha çabuğu ve ilki olur tabi ki sonuç ne olur başarısız öğrencilerin ve başarısız öğretmenlerin olduğu bir ülke olur yani sonuç kötü olur ve de sonuç kötü oluyor. Eğitimlerde biz bununla çoklukla karşılaşıyoruz.
7-) Seminerlerinizde fizikisel yasaların dışında bazı deneyler yapıyorsunuz ve onların kimse tarafından yapılamayacağı düşünülüyor.
Şimdi çok değer verdiğim kıymet verdiğim bir bilim adamının güzel bir sözü var belki size ortaokulda bundan bahsedilmiştir. Potansiyeller dünyası diye bir şey var yani aslında bu kuantumda da geçen bir şey kuantum mekaniği veya kuantum fiziğinde biz aslında potansiyeller dünyasında yaşıyoruz. Mesela şuanda buraya yağmur yağma potansiyeli vardır. Peki niye yağmıyor çünkü şartlar yerine gelmiyor ya da şuanda buraya kocaman gök taşı düşme potansiyeli de vardır niye düşmüyor çünkü herhalde sistemi elinde tutan onu istemiyor, düşmüyor. Şimdi sende de aslında bir sürü potansiyel var. Herkeste potansiyeller var bende de potansiyeller var. İşte bu bilgisayarda da potansiyeller var, bu bilgisayarda ne potansiyeli var dört işlem yapabilme işte wordde yazı yazabilme ondan sonra sunum yapabilme, film oynatabilme potansiyeli var. Peki ben şu anda bunların hangisini yapabilirim şu anda hiçbirini yapamam. Peki neden? Çünkü kapalı bilgisayar, peki açtım… Şu anda ne yapabilirim şu anda işte bir şeyler yazabilirim ama film oynatamam neden film oynatmam için içine bir tane cd veya dvd koymam lazım. İnsanın aklında birçok potansiyeli var o kadar çok potansiyeli var ki fakat hiç kimse burada cd veya dvd oynatıcının olduğunu bilmiyorsa eğer bununla hiç kimse bilgisayarda cd seyredemez yani haliyle... Sana da herkes acıyı yiyemediğini söylememişse sen acıyı yiyemezsin ya da işte sana kimse çok daha yükseklere zıplayabileceğini söylememişse sen denememişsen, deneyerek bulmamışsan bunu yapamazsın ama bu sende olmadığını göstermez yani bunu yapamayacağını göstermez ya da size hiç kimse ezber kabiliyetiniz çok daha güçlüdür ama bunu şöyle şöyle harekete geçirebilirsiniz dememişse o zaman ezber kabiliyetini geliştiremezsin. İşte bizim eğitimlerimizde biz o çok da üstünde durulmayan çok da bize anlatılmayan annelerimizin, babalarımızın bize çok da söylemediği fakat bizde var olan o şeyleri açığa çıkarmaya çalışıyoruz. Çok daha yüksek bir ağırlığı kaldırabileceğimizi ondan sonra çok daha zor kelimeleri ezberleyebileceğinizi, üstesinden gelemeyeceğimizi sandığımız bizim için çok zor olduğunu sandığımız şeyleri yapabildiğini göstermeye çalışıyoruz. Peki tepki ne oluyor? Tepki şu oluyor hayır olmaz kesinlikle olmaz diyorlar. Yok canım böyle bir şey olur mu? Hatta mesela diyelim adamın uzmanlık alanı dil eğitimindedir. Diyoruz ki bir insan bu kadar kafasında şöyle bir şey öğrenebilir mi? Hayır öğrenemez niye? Çünkü ben bu işin uzmanıyım ve bu asla yapılamaz. Ya da diyelim kendisi bir fizik öğretmenidir ya da kimya öğretmenidir.
Mesela diyorsun ki şu kişi şu kadar kısa sürede böyle bir dersten şu ölçüde başarılı olabilir mi? Hayır olamaz. Nereden biliyorsun? Çünkü ben yıllardır bunun eğitimini veriyorum olamaz çünkü diyor. Oysaki oluyor yani ya da diyelim bir diş hekimidir diyor ki; İşte dişler hiç iğne kullanmadan, narkoz kullanmadan uyuşturulabilir mi? Hayır uyuşturulamaz. Niye? Çünkü ben bu işin uzmanıyım, diyor ama oysaki biz burada her birisinin olabildiğini görüyoruz yani aslında potansiyel olduğunu ama bunu kullanmadığını yani şöyle düşünün cebinde bir sürü para var, onu kullanıyorsun ama başka ceplerinde çok daha muazzam para var ama sen onların cebinde olduğunu bile bilmiyorsun. Bilmediğin cepten para çıkaramazsın ki yani bir yerde cebin var görüyorsun böyle dikilmiş böyle açılmamış birisi dikmiş sen elini atıyorsun atıyorsun yok, kimse de sana orada paran olduğunu da söylemiyor. Haliyle kullanamıyorsun da ama para var orada. İnanılmaz bir zeka var ama kullanamıyorsun, sana diyorlar ki bu zekayla idare et toplama, çıkarma yap, topu at, topu al falan diyorlar böyle şu işte hikayeyi oku ama bunun üstünde çok da fazla durmuyorlar durmayınca da sende var olan kabiliyeti çok da kullanmamış oluyorsun ama bu olmadığının ispatı değil.
8-) Peki sizce insanlar yapabileceğinin fazlasını mı yapar yoksa yapamayacaklarını düşündükleri için mi daha fazlasını yaptıklarını sanırlar?
İnsan aslında gördüğünü yapar. Yani insana ne öğretirsen ne gösterirsen onu yapar insanın görmediğini yapması çok zordur veya öğretilmeyen veya eğitilmeyen yanları yapması çok zordur. Tamam bunları da yapabilir ama hiç kimse sana İngilizce öğretmezse sen İngilizce öğrenemezsin, bir İngiliz'le karşı karşıya kalırsan belki çabalar öğrenirsin. Bir sürü insanın sana İngilizce öğretmesi lazım, bir sürü insanın sana matematik öğretmesi lazım ya da bir kitaptan okuman lazım ya da haliyle bir insanın zeki olması matematik problemlerini çözmesine yeterli şart değildir. Bir de matematiği bilmesi lazım. Bir insanın çok güçlü kuvvetli olması denizde yüzmesi için gerekli şart değildir, yeterli değildir. Yeterli şart yüzme öğrenmesidir. Aynen bunun gibi biz annelerimizin, babalarımızın bize öğrettiği kadar akıllı bize öğrettiği kadar zeki, bize öğrettiği kadar bir şeyleri yapabiliyoruz. Öğretmenlerimizin bize güvendiği ve önümüzü açtığı takdirde veya o matematik, fizik, kimya, biyoloji veya bilgisayar biliyoruz. Haliyle biz öğretildiğimiz kadarıyla alıyoruz. Şimdi mesela istisnalar oluşuyor. Bilgisayar öğretmeni sana bilgisayarda okulda bir şeyler öğretiyor ama sen kendi gayretlerinle bilgisayar-internet verildiğinde bambaşka şeyleri öğreniyorsun. Oysaki senin yanı başında, hiç bilgisayara merak salmayan insanlar arasında zeka olarak da çok farklı olmadığını veya aynı iki göz, iki kulak falan olduğunu düşünüyorsun ama bir anda kendini bilgisayarda bir şeyler geliştirirken buluyorsun. Bir de bakıyorsun ki arada inanılmaz farklar var yani insan aslında inanılmaz bir güç, inanılmaz bir kabiliyet! Fakat öğretildiği kadar bilgiye sahipler ve birilerinin ona söylediği kadarını ancak yapabiliyorlar yani annen sana neyi öğretiyorsa sen ondan çok ileriye gidemiyorsun.
9-)Hayatınızda hiç “Asla yapamam!” dediğiniz bir şey oldu mu?
Var tabi mesela asla böyle çıplak halde dünyanın dışında yaşayamam! Çünkü benim yaşam için ihtiyacım var asla kalpsiz yaşayamam falan öyle mekanik şeyleri soruyorsan öyle mekanik şeyler de var. Mekanik değil de daha duygusal mesela benim kanaatim asla inançsız yaşayamam. İnançlar da o kadar çok ki eşime inanmazsam yaşayamam, anneme inanmasam çok kötü olur hayat, babama inanmasam kötü olur, çocuklarıma inanmasam kötü olur, öğrencilerime inanmasam öğretmeliğimi yapamam, arabama inanmasam çok iyi araba süremem ne bileyim kainatı var edene inanmasam ya niye bu kadar kurallara uyayım ki derim. Size inanmasam veya öğretmeninize inanmasam burada vakit harcamam, aman derim yani ne yapacağım git kendine göre başka iş yap, derim. İnsan inandıklarını yaşar. Sen de öğretmenine inanmasan burada olmazdın değil mi? Öğretmenin sana bir şey söyledi inandın ve buraya geldin yani aslında sen de inançsız yaşayamazsın. İnanmalısın bir şeye insan inanmadığı şeyi yaşayamaz ne olursa olsun. Domates bile yiyemez eğer o domatesin tadına inanmıyorsa -ki bazıları vardır mesela karpuzu sevmez, ya o kadar güzel karpuz yenmez mi?- İnanmıyordur yemez, inanmadığı şeyi yapamaz asla yapamaz. Benim rahmetli babaannem vardı. İlk defa balık yediğinde 80 küsür yaşındaydı. İnanmamıştı balığın iyi bir şey olduğuna ve balık yememişti çünkü inanmadı. İnanç şöyle bir şey; inanç olmazsa hiçbir şey olmaz sana inandırmasalar bazen zorluklar olur. Mesela okula inanmıyorsundur, o matematik dersine inanmıyorsundur ama belki geçerim diye yaparsın. Zaten o da yapıyor değilsin yapıyor gibi gözüküyorsun. Bu ikisi arasında çok fark var. Mesela hocanız öğretmenliği yapmaya çalışıyor. İnanıyor öğretmenliğe, öğretmenlikle bir şeyler olacağına inanıyor inanmasa yapamaz. O zaman ne yapar? Yapıyormuş gibi durur. Derse gider çocuklar yazın çizin falan der hadi çocuklar bilgisayarları kapatın der, o kadar çünkü inanmazsa olmaz bu iş. Çünkü her şey o kadar zor ki… Mesela şuraya gelmen mesela seni hocan değil de öylesine söylüyorum Meltem diye birisi deseydi ki ya işte Taksime gelsene, senle bir oturalım. Sen kimsin? Niye beni aradın? Niye Taksime geleyim? Gelmezdim hatta sana deseydi ki sana şu kadar da para vereyim falan dese daha da kaygılanırdım. Hayır gelmezdim. Hani inanç öyle garip bir şey ki oysaki buraya tıpış tıpış geldin. Hatta çok güçlü kuvvetli biri seni zorla götüreceğiz dese bağırırsın, çağırırsın, ortalığı yıkarsın yine gelmezdin ama bak iki tane güçlü kuvvetli adamın yapamayacağını hocanın bir sözü yaptı. Çünkü sen hocaya inandın yani..
10-)Sizce öğrencilerin matematikte zorlanmasının nedeni nedir?
Aynı şey sanırım. Matematik bir kere zor diye anlatılıyor. Bir de matematik böyle su içmek gibi bir şey değil aslında. Öyle bir şey de öyle anlatılmıyor, mesela yemek yemek gibi anlatılmıyor ondan sonra evde oturmak gibi anlatılmıyor, televizyon seyretmek gibi anlatılmıyor. Matematik nasıl anlatılıyor? Matematik çok zor bir şey olarak anlatılıyor. İşte öyle çok zor bir şey gibi de anlatılınca ben bir kere bir gol yemiş olarak çıkıyorum maça. Yani neden Galatasaray bir çok maçta bir çok takıma gol atıyor da Fenerbahçe'ye Şükrü Saraçoğlu Stadın'da iyi oynayamıyor?
Neydi o? Fenerbahçe'nin bütün futbolcularını alsanız. Adı Fenerbahçe olmasa ama futbol takımı aynı olsa bence Galatasaray onu kesinlikle yener ama o futbolcular Fenerbahçe stadında Fenerbahçe ismiyle sahaya çıkınca olay değişiyor yani. Evet matematik dersi adı değişse, sadece adı değişse başarı değişir bir. İkincisi sadece hani o sert hocalar da hava atar gibi hızlı hızlı yazar ki bir de o kadar hızlı yapar ki şunu der; "Ben matematiği biliyorum siz bilmiyorsunuz! Ben size öğreteceğim!" Oysa öyle anlatılmıyor ama matematiğin kendisi çok zor değil. Ama matematiği anlatanlar veya anlatım şekilleri çok zor. Matematik mi zordur yoksa bir yudum su içmek mi zordur ya da bir parça kek yemek mi zordur? Matematik daha zordur. Hayır bence matematik daha zor değildir. Yerine göre su içmek daha zor olabilir. Yıllar önce Boğaziçi Üniversitesi'nde Psikolojik Danışmanlık'ta bir öğrenci arkadaşımız bize bu şikayetle geldi; yutamıyor. Bir sürü kilo vermiş, böyle tüy gibi olmuş ve aramadık çare bırakmamış ama yutamıyor, korkuyor. Niye? Öleceğinden korkuyor, yutarken eğer nefes borusuna kaçarsa diye öleceğinden korkuyor. İşte gördüğün gibi yutmak gibi kolay bir şey ölüm gibi çok zor bir şeye dönüşebiliyor ve onu için insanlar müthiş çabalar içerisinde. Biz biraz sizinle konuşsak yutmakla alakalı, onun zorluklarıyla alakalı bir tecrübe yapsak ve sizi yutmanın zor olduğuna inandırsak o kadar zor dayanırsınız ki yutmak gibi kolay bir şey, çok zor bir şeye dönüşür. Aslında zorluk ve kolaylık tamamen bakış açımızla değişir. Bir bilim adamının bakış açısı ve düşünce şekli eşyanın içeriğini değiştirir. Çay kötü müdür iyi midir? Bize göre çay iyidir. Ama birisi öyle bir tarif etmiştir ki mesela buraya bir İngilizler, Fransızlar hayatında hiç çay içmemiş öyle tarif edilir ki çay böyle rezildir, pistir bunu yaparken özen göstermezler, toplarken kadınlar elleriyle toplar. Sonra fabrikalarda ayaklarının altında yığılır falan orada fareler, kediler falan vardır. Iyy falan der. Oysaki biz çok rahat içiyoruz çayı. Anlatabildim mi? Matematiğin zayıf olmasının sebeplerinden bir tanesi biz öğretmenler -matematik öğretmenleri- buna emin ol.
11-)ÖSS sonuçları açıklandı ve öğrenciler okullara yerleşecek, yerleşemeyenlere söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Var. Daha çok çalışsınlar tabi bu klasik bir şey olur ama gerçek de bu zaten! Üniversite okuyup da aklı başında oan birine sorduğunuzda -abartılı gibi gelmesin çünkü eğitimler bizi bazen gerçeklikten uzaklaştırır mesela tıp eğitimi alan birisi aldığı tıp eğitimiyle doktor olduğu zaman diğer insanlarla kendisi arasında fark olduğuna inanmaya başlar- aklı başında bir üniversite mezununa sorarsan şunu der; "Ya üniversite ne ki?" Çok müthiş, girilmesi zor gibi gözükse de ne girilmesi o kadar zor ne de okuması o kadar zordur ne de verdiği eğitim süper bir şeydir. Peki sorun nedir? Sorun sanırım şuradadır: Tek mesele sen acıktığın zaman yemek yersin karnın doyar, acıktığın zaman yemek yemezsen karnın doymaz.
Üniversiteye girmek istiyorsan ders çalışırsan ve bunu tekrar edersen o bilgiye yakınlaşırsan ve zihnini o bilgiye yakınlaştırırsan soruları rahatlıkla çözebilirsin ama eğer o bilgiyle senin aranda engeller oluşursa olmaz. Üniversiteyi kazanamayan insanların çok büyük bir kısmı af edersiniz aptal olduğu için kazanamadılar değil yani veya geri zekalılığından kazanmadılar değil yani! Peki niye? Az çalıştılar. O zaman daha çok çalışsınlar. Bence daha çok çalışırlarsa mutlaka bir şeyler değişecektir.
Mesela sen bisiklet sürer misin? -Evet!- Peki ilk sürdüğün zaman nasıldı? Düşmüş müydün? -Evet düşmüştüm.- Hatta biraz ümitsizliğe kapıldın herhalde ben bu bisikleti süremeyeceğim diye? -Evet!- Aynen öyle üniversiteyi kazanamayanlar da bu ümitsizliğe kapılmış olabilir. Herhalde ben bu üniversiteyi bir daha kazanamayacağım ama sorun şu; sen o güne kadar bisiklette belki beş, on, yirmi, otuz deneme yaptın ve artık dedin ki otuz denemede sürülebilecek bir şey olsa veya ben sürebilecek olsam sürerdim, dersin ve demek ki bu bisiklet sürülemez, kanaati oluşur. Oysaki sonra bir on tane daha yaptın sürdün! ÖSS'yi şuan için kazanamayan bir arkadaş da bence öyle düşünmeli, şuana kadar yeteri kadar çalışmadın çünkü üniversiteyi kazanan insanlar birincide, ikincide kazanamamışsa üçüncüde kazanıyorlar. Yani yine asıl mesele şu: Çalışmak, çalışmak ve sonra bir daha çalışmak! Bunun için onlara diyeceğimiz sizden önce üniversiteyi kazananlar o engeli tek bir şeyle aştılar düzenli sistemli çalışarak. Eğer siz de aşmak istiyorsanız ancak böyle aşarsınız. Bunun başka bir yolu yok. Yemek nerden yenir? Ağızdan yenir. Gözden yemek yenmez. Yani yatarak, gezerek, eğlenerek üniversite kazanılmaz. Ses kulaktan duyulur, görüntü gözden alınır gibi aynen öyle de onun da kendine göre ayrı bir sistematiği var. Zamanında ders çalışacaksın, eğer gidilecekse zamanında dershaneye gideceksin, zamanında tekrar edecek, ailesiyle dikkatli geçinecek, o gün için gerekli olmayan televizyonuyla, internetiyle, futboluyla, eğlencesi arasına biraz mesafe koyacak. Bu aynı zamanda üniversiteyle arasındaki mesafeyi yakınlaştırmış olacak. O zaman ne yapmalı? Futboldan, gezmekten, tozmaktan, eğlenmekten biraz uzaklaşması gerekecek ya da onlara yakınlaşacak o zaman da bilecek ki üniversiteye biraz daha uzaklaşmıştır...
Teşekkürler.
(Biz teşekkür ederiz.)
Röportaj: ELİF UZUNPINAR
Fotoğraf: ŞEVVAL KAYA