|
|
|
Tarih : 26.11.2010 - 09:19:04 |
|
| Kuzey Kore nin, Güney Kore yi topçu ateşine tutması, dünyanın aklı başında geniş bir kesimi açısından hayli gerilerde kalmaya başlamış bir kavramın son uzantısı gibi.. |
|
| |
Kuzey Kore’nin, Güney Kore’yi topçu ateşine tutması, dünyanın aklı başında geniş bir kesimi açısından hayli gerilerde kalmaya başlamış bir kavramın son uzantısı gibi: Topçuların konuştuğu o sınır, aynı zamanda, 2’nci Dünya Savaşı sonrasında insanlığa yön vermiş Soğuk Savaş’ın da fiilen başladığı yerdir.
1950’lerin başlarında Kore’de karşı karşıya gelen güçler, küresel dengelerde söz sahibi olmak istiyorlardı. Amerika’nın liderliğindeki “özgür dünya” ve Çin-Sovyet hattında şekillenen “komünizm” ilk bilek güreşini o küçük yarımadada gerçekleştirdiler.
Soğuk Savaş yıllarından Kore için geriye kalan gerçek şudur: Amerikan finansı ile desteklenmiş, sosyal güvenlik sistemi yerlerde sürünen, uzun süre ucuz emek gücü olarak değerlendirilen fakat günümüzde dünya ekonomileri sıralamasında 12’nciliği yakalamış Güney Kore... Halkı açlıktan telef olmak üzere, elinde nükleer silah olan bir garip diktatoryal sistem Kuzey Kore...
İnsanlık, “nükleer silah üretim kapasitesini” geliştirmiş, bunu, İran, Suriye gibi ülkeler ile de paylaşan Kuzey Kore üzerinde şekillenen bir hesaplaşmanın kara bulutlarını izliyor...
Aslında önümüzdeki gerçek şu: Soğuk Savaş ile şekillenen siyasi yapılanmalar, ömürlerini tamamlamaktadır.
Artık ne, Kuzey Kore o haliyle varlığını sürdürebilir... Ne de Güney Kore... Yeniden yapılanacak bir sentez, Kore’nin tarihsel kimliğiyle uyumlu bir siyasi yapılanmayı da beraberinde getirecektir.
Umudumuz, bunun “çılgın” bir hesaplaşma, hatta nükleer silahların kullanıldığı bir yıkımla değil, daha sakin bir süreçte olması...
İsrail’in telaşı
Aslında, “çanların Ortadoğu’da da Soğuk Savaş’la çizilmiş suni sınırlar için çaldığı” bir gerçektir. Türkiye, son dönemde izlediği atak politikayla, Suriye ve Irak sınırlarını “doğal haline döndürme” başarısını göstermiş durumda...
NATO üyesi Türkiye ile “Moskova’ya yakın Şam ve Bağdat” gerçeği tarihin tozlu raflarına gönderildi bile...
Tıpkı, Soğuk Savaş yıllarında pompalanan “İran endişesi”nin olduğu gibi!..
Bu, kendini değiştirmede hayli zorluk çektiği belli olan bir devleti, İsrail’i, bir hayli telaşlandırmış görünüyor.
Bir Soğuk Savaş ürünü
İsrail, Kuzey ve Güney Kore, Küba, bugün dağılmış olan eski Yugoslavya gibi tipik bir Soğuk Savaş ürünü olan bir siyasi yapılanma!.. 2’nci Dünya Savaşı sonrasında doğu-batı dengelerinin tetiklediği bir coğrafyada bölge dışı güçlerin desteğiyle kuruldu, bugüne kadar da o dengeleri kullanarak yaşamayı sürdürdü.
Fakat, dünya, artık, İsrail’in kurulduğu dünya değil!..
Ortada ne Sovyetler Birliği var, ne nükleer dehşet dengeleri ne de küresel anlamda birbirleriyle her bölgesel savaşta hesaplaşan güçler...
Soğuk Savaş dünyasında Türkiye, Batı savunmasının kanat ülkesiydi... Günümüzde, bölgesel politikaların geliştirildiği bir merkeze dönüşüyor...
Soğuk Savaş dünyasında Ortadoğu, tıpkı bugünün Kore yarımadasında olduğu gibi “askeri güçlerin” önem kazandığı bir bölgeydi, günümüzde, “soft power” olarak adlandırdığımız kültürel-ekonomik ilişkilerin harmanlandığı bir bölge haline geldi...
Ortadoğu’nun yeni sentezi
Belli ki, artık, “orduların” değil, “sivil ilişkilerin” önem kazandığı bir Ortadoğu’dan söz ediyoruz. Bu, Ortadoğu’da, İsrail ordusundan çok, İsrail finans merkezlerinin bölgenin ortak zenginliğine yapacakları katkının Batı için öne çıktığı bir süreç... Ya İsrail, Soğuk Savaş şartlarında kalmış bir “muz cumhuriyeti” gibi olacak ya da, tıpkı Türkiye gibi hızla dönüşerek bölge barışının ve refahının yeni garantörü, demokratik bir devlet...
Lizbon’daki son NATO Zirvesi’nde ortaya çıkan tablo sonrasında İsrail’de yaşanılan telaşın temelinde bu var... Dünyanın gerçeği karşısında dönüşmek zorunda olduklarını anlıyorlar, bir türlü beceremiyorlar...
Kuzey Kore nasıl durmadan çevresini askeriyle tehdit ediyorsa, onlar da yaşamlarını bütün bir bölgeyi tehdide dayandırarak sürdürmeye çalışıyor...
Giderek... Kore’nin “Kuzey”i ne ise, Ortadoğu’nun İsrail’i de o oluyor...
Özellikle Amerikan yönetiminin geleneksel İsrail politikalarından sıyrılıp, Türkiye ağırlıklı Ortadoğu stratejisine döndüğünün sorgulaması yapılırken bu gerçeğe lütfen dikkat!..