"Bizden adam olmaz arkadaş! Bak adam bilmem neyciği yapamamış diye istifa etmiş, bizimkiler memleketin anasını ağlattılar yine koltuktalar, yine koltuktalar!" bu minvaldeki bir fikri bir kahvede, çay ocağında veya memleketin ahvali konulu bir muhaverede hepimiz dillendirmiş, en azından hatırı sayılır sayıda bu yakınmaya şahit olmuşuzdur. Çok şükür memleketimizde bu fikre delil olacak adam sıkıntısı da olay sıkıntısı da yaşanmamaktadır. Ülkeyi bir gecede batıranlardan tutun da elli sefer iktidar olduktan sonra "Bu sefer formülü buldum, sizi kurtaracağım!" yüzsüzlüğündekilere kadar her seçimde meydanlarda olan 50 (yazıyla elli) yıllık siyasetçilerimizden bolca bulunur.
Maalesef tarihimizde de bu böyledir. Dokuz kez sadrazamlığa gelen Mehmet Sait Paşa nevinden örnekler pek çoktur. Paşa gibiler sekiz kez kovulmuş ama dokuzuncu kez denemekten geri durmamıştır. Azim ve kararlılık işte budur(!)
Bizim kültürümüzde dünya fani, ölüm ise anidir. Bu nedenle dünya malına-makamına fazla hevesli olana pek iyi gözle bakılmaz. Fakat hayrete şayan bir realitedir ki mala-makama heveskar olmayan adam da bizde pek bulunmaz! O halde iki seçenek vardır; ya bize kültürümüzdür diye anlatılan şey yanlıştır ya da biz o kültürden çıkalı epey vakit olmuştur!
Bu yazının yazılmasına vesile, son Saadet Partisi Kurultayıdır. Malumunuz 84 yaşındaki Hocamız Profesör Doktor Necmettin Erbakan yeniden aktif siyasete dönmüştür. Nasıl mı dönmüştür? Efendim bomba gibi, çelikleşerek, dört korumasının kollarında!
Ben çocukluğunu ve ilk gençliğini Refah Partisi mitinglerinde, Milli Gençlik Vakfı meclislerinde geçirmiş bir ademim. Yani Hocamızın emeği üzerimizde çoktur. Şu da bir gerçektir ki bu ülkede yaşayan muhafazakar her insan üzerinde Hocamızın bir emeği vardır. Milli Görüş çizgisi yakın tarihimizde muhafazakar insanlarımız -yani benim gibiler için- siyaset alanında çok önemli bir boşluğu doldurmuştur. Fakat Hocamız: "Profesör Doktor olan bendeniz dururken size söz mü düşer a kısa donlular!" diye diye önce partiyi gençlere bırakmayarak ikiye bölmüş ve şimdi de yeniden gençlerin önünü açmayarak Milli Görüş Hareketini ansiklopedi sayfalarına göndermiştir.
İçimde bir yerleri acıtan soru şudur: Hocamız İslami kültürden gelen, bu dünyanın faniliğine inanan bir adam olarak bu yaştan sonra dünya makamına niçin bu kadar heveskar olmaktadır? Neden evden camiye, camiden eve giden; bu arada pamuk ellerini öptüren, yılların tecrübesiyle nasihat eden bir adam olarak kalamamaktadır. Böyle yaptığında ilk fırsatta 8. (yazıyla sekizinci) kez başbakan olmaya dünden razı Süleyman Demirel'den ne farkı kalmaktadır?
Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ihtiyarların gençleri nasıl engellediğini yaşadılar ve ihtiyarlara karşı da siyaset tarihimizdeki ilk muzafferiyeti kazandılar. Recep Tayyip Erdoğan, son kez aday olacağı tarihi şimdiden söylüyor, siyasete 3 dönemden sonra bırakma şartı getirdik diyor. Eğer bunu bizzat uygular ve bir gelenek olarak siyasi kültürümüze kazandırabilirse bence bu ülkeye yaptığı en büyük hizmetlerden birisi bu olacaktır.
Hocamıza gelince; dilimi tutmak istiyorum ama dayanamıyorum: Yahu bir atasözümüz vardı bizim "Kırkından sonra azanı teneşir paklar!" mı neydi!?..