Çoğumuz hayatının azımsanmayacak bir bölümünü okul sıralarında dirsek çürütmekle geçirmiştir. Okula gitmenin amacı okuyabilmektir şüphesiz. Büyüklerin bir çocukla-gençle karşılaştıklarında sordukları ilk sorulardandır: "Okuyor musun? Nerede Okuyorsun?" Çoğu öğrenci bu sıradan sorunun cevabını pek umursamadan ezberden okur. Kimi öğrenci üzerine basa basa söyler gittiği okulu zira her babayiğidin harcı değildir bu okulda okumak. Kimisi ise bu çok tanıdık soruya yalnızca "Yok!" diye cevap verir. Oysa içinden bu 'yok'un canına okumak ister! Biraz pişmanlık biraz öfkeyle bir ah çeker, lanet okur içinden...
Anne babalar başka anne babalara; ya çocuklarının su gibi okuduklarından övgüyle söz ederler ya da "Okumuyor bizimki, o kadar nasihat ediyoruz da yine bildiğini okuyor!" diye şikayet ederler.
Büyükler bu okumayan çocukların ne kadar zeki olduklarını gözlerinden okur da nasihat ederler çünkü onlar hayat okulunda okumuş çok tecrübeler edinmişlerdir. Küçükler bu nasihatları dinler de içten içe "Masal okuyor yine bizim ihtiyar!" derler. İnadına korkusuzca meydan okurlar hayata...
Bu okumayan çocukların gözleri ille de velfecri okur. Bu nedenle büyükler uzun süre umudu kesmezler onlardan hele anneler ne çok okuyup üflerler çocuklarının arkalarından... Genellikle babalar oğullarının aklından geçenleri, annelerse kızlarının kalbinden geçenleri okur. Nadiren de olsa bazı babalar çocuklarının ciğerini okuyunca istemeye istemeye bela okurlar evlatlarına.
Okumayı yeni öğrenen bir çocuk bülbül gibi okur kitapta yazanları... Öğrenci sınava girmeden hemen önce telaşla bir kez daha içinden okur notlarını... Öğretmen yüzünden okur öğrencisinin çalışmadığını...
Ve gün gelir evlat ana babasına, öğrenci öğretmenine rahmet okur özlemle...