Eğitimci-Yazar Ali Erkan Kavaklı beyle evinde misafir olduk. Çok mütevazı bir evi vardı. Her taraf kitaplarla doluydu. Kendisi ile röportajımız sırasında çay, meyve ikramını kendisi hizmet ederek bizleri çok mahcup etti. Sorularımıza da içtenlikle cevap vererek bizleri çok memnun etti.
::Kısa hayatı::
1952 yılında Konya’nın Seydişehir ilçesine bağlı Kavak köyünde doğdu. İlkokulu Kavak’ta, orta ve liseyi Konya’da okudu.1971 yılında liseden mezun olunca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine girdi, 1976 yılında fakülteden mezun oldu ve öğretmenliğe başladı. Hatay, Sivas, Divriği, Suşehri, Çanakkale ve İstanbul’daki çeşitli okullarda, altı yıl da Almanya’da edebiyat öğretmenliği yaptı.
Yazı hayatına hikâye ile başladı, ilk hikâyesini 1974 yılında yayınladı. Daha sonra çeşitli dergi ve gazetelerde sürekli yazılar yazdı. Halen Vakit’te haftalık yazılar kaleme alıyor ve çeşitli dergilerde yazıyor.
1-) Öğrendiğimiz kadarıyla her anının hakkı verilmiş, dolu dolu yaşanmış bir hayatınız olmuş. Kısaca söyleyecek olursak hayatınız uzun ve güzel bir hikaye... Bize uzun hayat hikayenizden kısaca bahseder misiniz?
Çok zor bir soru olmuş bu. Uzun hayat hikayesini kısa anlatmak olmaz. (Gülüyor...) "Yüreğini Ateşle" diye bir hikayeler kitabı çıkardım ben.Orada otuz üç hikaye anlattım.Başarılı insanların hikayelerini anlattım.Kendi hikayem orada var uzunca anlatmayayım.Ben köy çocuğuyum.Okuyarak yazar oldum.Köşem var zengin oldum.Sitem var.Yaklaşık kırk beş kitap yazdım.Balzac’la yarışıyorum en az doksan kitap yazmalıyım diye kendi dünyamda böyle bir yarışım var.Size de okumanızı, okumanın insanı yükselttiğini söyleyeyim bir de alanınızda başarılı insanlar seçin.Ben Balzac'ı misal olarak veriyorum.Onlarla yarışın.Bu yarış sizi başarılı yapar.
2-) Eğitimci bir yazarsınız. Kişisel gelişim kitaplarınızda öğretmen yanınız açıkça görülüyor. Sizce romancılığınızda da öğretmenliğinizin etkileri var mıdır?
Aslında ben alanımda yazıyorum.Kişisel gelişimde bunu yaşıyoruz ve insan en iyi bildiğini en iyi anlatır.En iyi bildiğini en iyi yapar.Ben evet eğitimciyim.Eğitimci; hem kendini yetiştiren, hem de öğrencilerinin yeteneklerini keşfeden ve onları hayata hazırlayan insan demek.Eğitim kitaplarının amacı bu.Öğrencilerimi hayata hazırlamak ve onları daha başarılı hale getirmek.Otuz üç senedir bu meslekle uğraşıyorum.Kişisel gelişimden önce de eğitim vardı ve insanların yeteneklerini bulmak keşfetmek onu ilerletmek ve o alanda özellikle insanları ve öğrencilerimizi başarılı hale getirmek benim bir tutkumdur.Edebiyata gelince de edebiyat benim bir mesleğim.Yani ben edebiyat öğretmeniyim.Dolayısıyla ben tamamen kendi alanımda çalışıyorum.Edebiyatçı olarak edebi eserler veriyorum.Dört hikaye kitabı çıkarttım.On yedi roman yayımladım.Eğitimci olarak da On'un üzerinde eğitim kitabı yazdım.Ben aynı zamanda düşünce adamıyım.Düşündürücü eserler verdim.
3-) Herkesin çocukluk hayalinde bir meslek vardır. Ve bazıları o mesleği yapar. Peki siz hayalinizdeki mesleği mi yapıyorsunuz?
Aslında sizin gibiyken makine mühendisi arkadaşımı ziyaret etmiştim.Fabrikada ona imrenmiştim makine mühendisi olmak istiyordum.Fakat makine mühendisliğini kazanamadım.Edebiyat fakültesine geldim.Okumak benim için bir tutkuydu başından beri bir tutkudur.Ortaokul ve lise yıllarında istediğim kitabı alamadığım için il halk kütüphanesine üye olmuştum.Yatılı okudum ben karşımızdaydı.Okulun karşısında il kütüphanesi vardı, oradan çok kitap okurdum.
Dolayısıyla okumayı sevdim.Edebiyatçılıkta okumak,düşünmek,yorumlama mesleği.Şu anda ben sevdiğim bir işi yapıyorum.
4-) Yazar ve öğretmenliğiniz yanında seminerler de veriyorsunuz. Seminerlerinizin hedefi ve kapsamı nedir?
Seminerler öğretmenlikten çok ayrı bir şey değil.Ben emekli olduktan sonra yirmi beş yılımı meslekte,milli eğitimde tamamladıktan sonra seminer verdiğim alanların kitaplarını yazdım.Mesela yirmi beş yıldır ben öğrencilerimi başarıya nasıl motive ettim ? Onların başarılı olanları ne yaptılar ? Bunu taradım kendi hayatıma.Ve başarı kitapları okudum.Hayatında başarılı olmuş insanların biyografilerini okudum."Başarıya Götüren Yol"u yazdım.Öğrencilerimi, özellikle morali bozulmuş öğrencilerimi iyi motive ettiğimi düşündüm.O kitabın öyle bir özelliği var.
Seminerlerimin de böyle bir özelliği var.Onun üzerine kitabı yayımladım.Öğrencileri motive etme sanatını başardıktan sonra sıra öğretmenlere geldi.Öğretmen arkadaşlarım genç arkadaşlarım biz zaman zaman sohbet yapıyoruz.Onlar beni teşvik ettiler. - Hocam bize de bir kitap rehber yazsan iyi olur.Onların biraz da teşvikiyle "Öğretmeni Başarıya Götüren Yol"u yazdım.Ama o da benim hayatımla ilgili bir şey.Ben hem kendimi motive etmek isterim hem de arkadaşlarımı motive etmek isterim.Sonra dediler ki ; "Eğitim bir sacayağın ayakları gibidir.Üçüncü ayak velilerdir.Velilere doğru eğitim metotları anlatmalıyız ki çocuklarını yönlendirebilsinler ve bizim okulda verdiğimiz programlar evde uygulansın."
Çocuğun hayatının büyük bir bölümü evde geçiyor.Okulda yaklaşık günün dörtte biri geçiyor.Dörtte üçü sokakta ve evde geçiyor.Evde çok önemli bir bölümü geçiyor.Tatillerin bütünü evde geçiyor.Dolayısıyla evde ne yapmaları, veliye yönelik bir kitap yazdım."Evde Ve Okulda Başarılı Eğitimin Sırları" diye.Sonra "Başarıya Götüren Yol"da anlatamadığımı "Başarının Ateşi"nde anlattım.Yine öğrencilere yönelik bir motivasyon kitabı.Daha sonra işte az önce bahsettiğim sırf hikayeler anlatan bir motivasyon kitabı yazdım."Yüreğini Ateşle" diye."Beyin Gücünü Etkili Kullanma Sanatı" diye beynimizi nasıl daha etkili ve verimli kullanabileceğimizi anlatan bir kitap yazdım.Özellikle almanca kaynaklardan tarayarak bir kitap yazdım.Ondan sonra da böyle eğitim araştırmaları ile ilgili kitaplar yazdım.Ve bu alanlarda seminer veriyorum.Dolayısıyla ben yaptığımı biraz bilimsel hale getirdim.Kendi tecrübelerimle okuduklarımı harmanladım.Seminerlerde bunları anlatıyorum.Hedef kitlem öğrenciler,öğretmenler,veliler ve zihnini,hafızasını verimli kullanmak isteyen,başarılı olmak isteyen insanlar.Onlara rehberlik yapıyorum.
5-) Şu ana kadar kaç seminer verdiniz?
Sayabildiklerim sekizyüzonyedi.(Gülüyor...)Arada sayamadıklarım da oluyor.Not tutuyorum bir yere çağırılırsam aynı konferansı vermeyeyim diye.
Orada ne konuştuğumun adını yazıyorum.Dolayısıyla elimde böyle bir rakam var.
6-) Uzun süre yurt dışında da bulundunuz. Sizce yurt dışındaki eğitimle ülkemizdeki eğitim arasında ne gibi farklar var? bunlardan hangileri için keşke bizde de olsa dediniz?
Bu konu çok uzunca bir konu kısaca anlatayım.Eğitimin kalitesi insanların başarılı olmasıdır.Eğer sizin aldığınız eğitim sizi başarısız yapmamışsa bu eğitim verimsizdir.İnsanların verimli olduğunu nasıl ölçeriz ? Kendi hayatlarındaki başarıyla ölçeriz.Ve ülkelerinin başarısıyla ölçeriz.Ben Almanya'da kaldım.Almanya bize göre özellikle sanayi alanında kalkınmış bir ülke.İhracatı ithalatından fazla.Bu demektir ki Almanya'nın eğitim sistemi Almanları başarılı hale getirmiş.Ve orada olan, Amerika’da olan,Japonya'da olan İsveç’te olan, İsviçre’de olan her güzel şeyin ben ülkemde de olmasını isterim.Ama kısaca söylemek gerekirse bizim eğitimin çoğu teorik.Bilgi, kitap eğitimi mükemmel gidiyoruz ama hayata hazırlaması zayıf.Almanlarda eğitimin pratiği önemli.Bizde de eğitimin pratik yönünün ağır olmasını ve çocuk okuduğunu hayatta taklit edebilmesi gerekir.Yeteneğini geliştirebilmesi gerekir.Ve okuldan mezun olduktan sonra işsiz kalmamalı.Yani orada okumuş,kendini yetiştirmiş birisi işsiz kalmaz.Bu olsun isterim.İkincisi Türkiye'de dil eğitimi zayıftır.Halbuki ihracat yapan bir ülke olacaksanız dünya gittikçe küçülüyor yabancı dil önemli.Başta öğretmenlerimizin dil yeteneğini geliştirmek isterim sonra da her öğrencinin iki-üç dil bilmesini isterim.İki-üç dil.. Bu son derece önemli.Üçüncüsü dünyayla yarışmak isterim.
Almanya’da her şey dünyayla yarışma havası içinde.Fabrika kuruyorsunuz.Dünya standardında bir ürün üreteceksiniz.Okulunuz varsa dünya standardında eğitim vereceksiniz.Futbol takımınız varsa dünya standardında oyun oynayacaksınız.Türkiye’de bu anlayış olsun isterim.Dünyayla yarışmak!Bu da özellikle eğitim,okuma ve kendini yetiştirme alanında hamle yapmayla oluyor.Bunu önemsemeliyiz.Mesela Almanya Avrupa'nın en çok okuyan topluluğudur.Hatta okumada dünyada en iyi toplumlardan biridir.Okumak insanı yükseltiyor.Bilgi insanı yükseltiyor.Kendini yükselten insanlar hem kendine faydalı oluyor hem de başkalarına faydalı oluyor.Türkiye'nin her alanda dünyayla yarışmasını isterim.
7-) Bildiğim kadarıyla bir süre Almanya’da kaldınız.Ben Almanya’daki eğitimle ilgili şöyle bir şey duymuştum ; Almanya’da öğrencilere ödev olarak çalışmaları veriliyormuş.Bu doğru mu?
Doğru. Biz okulla hayatı ne kadar bütünleştirirsek o kadar iyi olur.Almanya’da ilköğretimden sonraya akademik eğitime hazırlayan liseye gidersiniz yada meslek lisesine gidersiniz.Türkiye'de son çalışmalarda Milli Eğitim Bakanı onu yapmak istiyor.Bütün düz liseleri Anadolu lisesi yapmak istiyor.Veya meslek lisesi yapmak istiyor.Doğru olan bu.Bizim öteki liseler şu andaki düz liseler öğrencinin dört senesini alıyor ama onu hayatta bir meslek sahibi yapmıyor.Üniversiteye de sokamıyor.Dolayısıyla öğrencinin dört yılı kayboluyor ve bu büyük bir kayıp.O bakımdan bir insanı biz kendi başına ayakta durabilecek,kimseye muhtaç olmayacak hale getirmeliyiz.Üretken bir insan olmalı.Hani Mehmet Akif der ya ; "Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası,dostunun yüz karası,düşmanın maskarası".Kimseye muhtaç olmamalı.Kimsenin yüz karası olmamalı.Herkesin bir yüz hakkı olmalı.O bakımdan biz ya bir öğrenciyi akademik eğitim alarak meslek sahibi yapmalıyız veya ilköğretimden sonra onu bir meslek lisesine götürerek ona bir meslek öğretmeliyiz.Ve o işi yaparak para kazanan,kimseye muhtaç olmayan,kendisine faydalı olan,ailesine faydalı olan birisi haline getirmeliyiz.Almanya’da meslek eğitimi bizden daha yaygın.Doğru olan bu.
8-) Şu ana kadar birçok kitap yazdınız? Sizin için zor olmadı mı? Bu kadar çok kitap yazmayı nasıl başardınız?
İnsanlar sıradan biri olmaya katlanamazlar.Sıradan biri olmak hiç kimsenin istemediği bir şeydir.Herkes özeldir.Ve herkesin özel yetenekleri vardır.Yeteneğimizi ortaya çıkartmak zordur belki ama mutluluk verir.Bir insan için en önemli şey; kendi yeteneğini keşfedebilmesi ve yeteneğini geliştirerek hem kendine hem topluma faydalı hale gelebilmesidir.Zor demek imkansız demek değildir.Ben zor şeyleri severim.Size de zor şeyleri yapmanızı tavsiye ederim.Çünkü herkesin yapabileceği kolay şeyi yaparsanız hiç kimse size kahraman gözüyle bakmaz.Halbuki herkesin içinde bir aslan yatar.Hepimizin içinde bir dev var.Onun için kolay şeylerin peşinde koşmayın.Çünkü ; herkes kolay şeyi yapar.Tekrarlayayım "Kolay şey insanı kahraman yapmaz." Benim yaptığım iş zordur.Ama ben zorla herkesin yapamayacağı şeyler yapmak isterim.
9-) En büyük hayaliniz ve gerçekleştirmek istediğiniz projeniz nedir?
Söylemiştim.Benim kırk beş kitabım piyasaya çıktı.Üç kitap şu anda planlıyorum.Birisinin üzerinde çalışıyorum."Matarama Kan Doldu" diye Çanakkale ile ilgili bir roman yazmak istiyorum.Şu günlerde çıkmak üzere Profesör Dr. Sefa SAYGILI ve Dr. Ali AKBEN'le "Dehanı Keşfet,Zekanı Ve Hafızanı Eğit" diye bir kitap çıkartıyoruz."Ergenekonun Şifreleri"ni yazdım.Biliyorsunuz ben mafya romanları yazıyorum.Geçenlerde bir mail aldım.Okuyucum ; - "Hocam bunun altıncı cildini bekliyorum" diyor.Ben de onu hayal ediyorum.Prensip olarak Balzac'ı geçmek istiyorum.Onun doksan kitabı var.Onu geçtikten sonra da Necip FAZIL'ı takip edeceğim onun yüzonaltı kitabı var.Onu da geçersem Bediüzzaman'ın yüzotuzüç kitabı var.Onunla yarışmayı hedefleyeceğim.
10-) En çok hangi kitabınızı beğeniyorsunuz?
Okuyucuların en çok beğendiği kitapları ben de beğeniyorum.Birincisi "Başarıya Götüren Yol" yirmi baskı yaptı.Benim gençlere yönelik en çok okunan kitabım."Başarı İnançtır" da dokuz baskı yaptı.O da baya başarılı bir kitap.Şimdi "Yüreğini Ateşle" yeni çıktı ama hızlı okunuyor.O da çok hoşuma gidiyor.Bunun dışında "Beyin Gücünü Etkili Kullanma Sanatı" iyi bir kitap oldu.Onaltı baskı yaptı.Baya tuttu.Edebi olarak derseniz ilk romanım hala en çok basılan romanım "Gülü Koklayamadım".Çok hoşuma gidiyor.Ama onun dışında benim en çok konuşulan romanlarım ve takip edilen romanlarım Çete veya mafya serisi dediğim Polisiye Romanları."İtiraf Ediyorum","İntikam","Cehennem Vadisi","Ergenekonun Şifreleri","Mafya Kıskacında Vurgun".Bu seri çok okunuyor.Ve ben polisiye romancı olarak tanınıyorum.Böyle tanınmak da benim hoşuma gidiyor.
11-) Yeni bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?
Üç tane birden düşünüyorum.Bir; savaş romanı Çanakkale romanı "Matarama Kan Doldu" yazacağım.İki ; "Ergenekonun Şifreleri"nin altıncı cildini yazmayı düşünüyorum.Üçüncüsü de kişisel gelişim alanında yeni bir çalışma bakarsınız "Dehanı Keşfet,Zekanı Ve Hafızanı Eğit"den sonra yeni bir şey düşünebilirim.Bir de az önce Elif'in söylediği gibi hayatını anlatır mısın ? diyorlar.Hayatımı biyografik bir roman şeklinde yazayım istiyorum.Bir de Mehmet Akif ERSOY'un hayatını romanlaştırayım diyorum.Çok sevilen bir şair.Etkili bir şair.Onun hayatını da roman şeklinde özellikle gençlerin okuyup faydalanacağı şekilde yazmak istiyorum.Dört tane mi oldu? (Gülüyor...) Projesi biten yazar ölmüştür.Yani ecel geldiği zaman ölmez yazarlar.Projesi bittiği zaman ölür.Yazar olmak zordur.Ama yazar kalmak daha zordur.Eğer yazdıklarınızı okuyucuya beğendiremezseniz,satamazsanız kitaplarınız sizden önce rahmetli olur.Ve yayınevine gittiğiniz zaman niye geldin demezler ama öyle bakarlar.Çay bile ısmarlamazlar.Onun için yazar kalmak için uğraşıyorum.
12-) Kitaplarınızı yazdıktan sonra tekrar okur musunuz?
Çok uğraşırım ben kesinlikle kitaplarımı hiçbir zaman bırakmam.Doküman toplarım.Mesela Çanakkale ile ilgili yirmisekiz kitap gördünüz okudum.Bir de kupürler var bende.Araştırma yaparım.Ondan sonra taslağı yazarım.Taslağı yazmadan önce arkadaşlarımla çaktırmadan konuşurum.Böyle bir şey yazacağım ne dersiniz ? gibi falan.Onlardan bilgi isterim.
Romanı yeniden yazdım
Bu konuda elinizde bilgi var mı ? Bitirdikten sonra kendim tekrar okurum.Sonra sağımda solumda işte eşim,çocuklarım,öğrencilerim,arkadaşlarım vardır.Onlara o taslakları okuturum.En az beş-altı kişiye okuturum.Bazen on'u bulur bu.Onların eleştirilerini de alarak kitabı yeniden düzenlerim.Sonra yayınevine veririm.Yayınevinde editör okur.Bazen onların da daha iyi olabilmesi konusunda önerileri olur.Onları da dikkate alırım.Kitap çıktıktan sonra okuyucuya gider.Okuyucuların kitapla ilgili düşünceleri olur.Bir şekilde onlar bana yansır.Ya mail atarlar.Veya telefonla konuşurlar.Bir de ben Evliya ÇELEBİ gibi bütün Türkiye'yi dolaşıyorum.Gittiğim yerde okuyucuyla karşılaşıyorum.Hocam diyorlar şu kitabında şöyle bir şey var.Bazen onların söylediklerinde onlar A'yı söylüyor ama benim için yeni bir fikir kaynağı oluyor.İlham kaynağı oluyor.Ben B'ye tamamlıyorum.O kitapları yeniden yazıyorum.Mesela "Kader Kapımı Çaldı" benim ikinci romanımdı.Romanın ilk üç baskısındaki bitişiyle dördüncü baskıdaki bitişi farklıdır.Şimdi beşinci baskıyı yapıyorum.Romanı yeniden yazdım.Bazı bölümlerini yeniden elden geçirdim.Ve güncelledim romanı.Romanlarım ve kitaplarım benden kurtulmazlar.Onlarla ömür boyu beraber yaşamak için mücadele veririm.Yani sürekli okuyan ve kendini geliştiren bir insanım.Kitaplar da sürekli o gelişimi yaşamalılar.Yoksa kitap piyasaya ve hayata uymadığı zaman okuyucu bakıyor bunda bana faydalı bir şey yok diyor ve kenara atıyor.Tavsiye etmiyor.Halbuki benim hedefim benim kitabımı okuyan bir öğrenci veya bir okuyucu beğenmeli,ikinci kişiye tavsiye etmeli.
13-) Ülkemizde sık sık eğitim sistemi değişiyor. Sizce bu öğrencilerin başarılı olamamasında etkili oluyor mu?
Eğitim sistemi sık sık değişir.Sık sık değişmelidir ve sık sık değişecektir.Çünkü hayat değişiyor.Yani dünkü olan bir şeyi bugün devam ettiremezsiniz.Size ben yazarlık serüvenimi anlattım.İlk önce hikayelerimi elde yazıyordum.Öğretmen olup ekonomik rahatlığa kavuştum,daktilo aldım.1993'te Almanya'ya gittim.Bilgisayar aldım.1998'de dizüstü bilgisayar aldım.Diz üstü bilgisayarımı iki kere yeniledim.Birisi çöktü.Şimdi de minibook aldım.Teknolohi böyle sürekli kendini geliştiriyor ve değiştiriyor.Buna paralel dünyada yeni meslekler doğuyor.Yeni bilgi üretiliyor.Siz eski bilgilerle,eski tekniklerde,eski mesleklerle gidemezsiniz.Onun için eğitim sürekli kendini yenilemek zorundadır.Ve öğrenciler,öğretmenler süratle bu yeniliklere adapte olmak zorundadırlar.
Dünyayı takip etmek ve dünyayla yarışmak zorundayız.Değişimleri daha hızlı yapmak zorundayız.Ve dünyayı daha iyi takip etmek zorundayız.
14-) SBS sınavının sonuçları açıklandıktan sonra 8. sınıf öğrencileri lise için tercih yapacaklar. Fakat bildiğimiz gibi ülkemizde liseler puan düzeyine göre öğrenciyi alıyor. Peki siz puanını tutturamayıp istediği liseye gidemeyen öğrenciler için onlara bir şeyler söylemek ister misiniz ?
Çok şey söylemek isterim.Bu sistem evvela bizde böyle değil.Almanya’da da böyledir.Onlar SBS gibi bir sınav yapmazlar.İlkokul dörtten veya beşten sonra öğrencinin karne notlarıyla bir Anadolu lisesine gönderirler.Yani öğretmenin verdiği not orada belirleyicidir.Almanya’nın bazı eyaletlerinde veli,öğretmen,çocuk konuşurlar.Bu çocuk akademik bir kariyer yapacak eğitim alabilir mi ? Buna aile ve çocuk kendi karar verir.Ve birincisi herkes üniversite okuyamaz.Bu bir.İkincisi okuması da gerekli değil.Üçüncüsü okumak isteyip de puan tutturamayan öğrencilere söyleyeceklerim var.Türkiye o bakımdan daha ucu açım bir ülke.Her türlü zeka,her türlü yetenek geliştirilebilir.Ve bizde lise dört senedir.İlköğretimde kaçırdığınız ama başarmak istediğiniz alanlarla ilgili hırsla,azimle,planla çalışırsanız üniversitede başarılı olabilirsiniz.Hatta şuanda eğitim yaygınlaşıyor, liseyi dışarıdan bile okuyabilirsiniz.Okula gitmezsiniz.Alırsınız kitabınızı,defterinizi,programınızı kendi kendinize çalışırsınız.Bazı alanlarda kursa gidersiniz.Liseyi dışarıdan bitirebilirsiniz.Ve yapmak istediğiniz alanla ilgili kendinize çok zaman kalır.
Ben istihbaratçı değilim
Okullar çok verimli değildir.Eğer bir insan kendi kendini programlayabilir,motive edebilir ve disiplinli çalışabilirse okuldan daha hızlı bir şekilde kendini geliştirip başarılı olabilir.Dolayısıyla liseyi dışarıdan bitirebilirsiniz.Üniversiteyi dışarıdan bitirebilirsiniz.Veya özgür üniversitelere gidebilirsiniz.Dolayısıyla herşey kendi yeteneklerinize güvenmeniz ve inanmanızla başlar.Sonra ne olmak istediğinize karar vermelisiniz.Sonra yeteneklerin zekayı geliştirebileceğini bilmelisiniz.Bundan sonra da planlayıp ne olmak istiyorsanız o alanın en başarılı örnekleriyle yarışmalısınız.Bunu yapabilirsiniz.Hatta liseden sonra,üniversiteden sonra da insan kendini yetiştirmeye devam etmelidir.Ben şimdi polisiye romanlar yazıyorum.Konya Selçuk Üniversite'sinde bir doçent arkadaşım Âlim GÜR inceleme yaptırmış.Bu "İtiraf Ediyorum","İntikam","Cehennem Vadisi","Ergenekonun Şifreleri","Mafya Kıskacında Vurgun"u okumuş bir öğrenci grubu.Ve şöyle bir not düşmüşler.Bunları yazan yazar bu işin neresinde ? Kendisi de bu istihbarat örgütleriyle ilgisi olması lazım.Yoksa bu kadar kaynağa ve bilgiye ulaşamaz demişler.Yani ben onların üzerinde bir istihbaratçı olabilirlik bir izlenim bırakmışım.Ben istihbaratçı değilim.Hiçbir istihbaratla ilgim yok.Ama bu alanı,yazdığım alanı,sosyal olayları,terörü ve Ergenekon olayını takip ediyorum.Herkesin gözünden kaçan şeylere kafayı takıyorum.Bu alanla ilgili bütün yayımları,bütün kitapları takip ediyorum.Ve bu alanları uzmanlarıyla zaman zaman görüşüyorum.O görüşmelerde bu adam istihbaratçı görüşü uyandırıyor.Değilim.Ama benim o alanda okuduğum kitaplar bir doktora öğrencisinin kendi alanında yapacağı,okuyacağı araştırmalardan daha fazladır.Onun için her şey okulda öğrenilmez.Bu öğrenciler yeteneklerine güvensinler,bir hedef belirlesinler ama bir çalışma disipliniyle hedeflerine yürüsünler.Kazanabilirler.Şansları var.
Bize zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederiz. ;]
Ben teşekkür ederim.
Röportaj: ELİF UZUNPINAR
Fotoğraf: ŞEVVAL KAYA