Anladım; "Al bebeğini ver misketlerimi, ben oynamıyorum artık."
dermişsin gibi geldi eylemsizliğinde gizli cevabın.
Bir kıssasa
kıssasta dile gelmiş kırgınlık ve şimdi hüzün, ayrılık... Aslında kabuk
bağlamıştı da ben mi yeni görebilmiştim bu ayrılığı? Umutla beklerken
farkedememişim, lütfen bağışla!
Azat olurken tutsak kaldığımı
hissediyorum.
ALLAH'ım nasıl bir çelişki bu!
Zaten
hep böyle değil midir hayat?
İnsan en mutlu olduğu zamanlarda
farkında olmadan acılara gebedir her zaman.
Her yok oluş aslında
bir varoluş değil midir; tohumun çatlayıp, kırılması yok olduğu, öldüğü
anlamına mı gelir; yoksa toprakta yeniden neşv-ü nema bulması değil
midir yaşamak?
Sonbaharda yaprakların sararıp dökülmesi,
tarumar olması ölüm müdür, yoksa toprakla beraber hayata gelmez mi yine;
yeniden?
Her kış bir baharın, her bahar bir yazın, her yaz ise bir
hazanın habercisi değil midir aslında?
Ömür gibi...
Ölüm
gibi...
Funda Gökçen (Dosta dair...)