"İki Darbe Arasında" Divan Edebiyatı denildiğinde akla gelen ilk ismin, Prof. Dr. İskender Pala'nın pek bilinmeyen asker geçmişine, anıları eşliğinde ışık tutuyor.
Ellinin üzerinde kitap telif eden İskender Pala, Türk Silahlı Kuvvetleri Deniz Komutanlığı'nda 15 yıl subay olarak çalışmış, binbaşılığa kadar da yükselmiş, emekliliğine kısa bir süre kala haksız bir kararla mesleğinden uzaklaştırılmış. Edebiyata, kültüre, tarihe kısacası ilme adanmış bir şahsiyetin ilk mesleğinin askerlik olduğunu duymak doğrusu hayli şaşırtıcı. İskender Pala, onun bu yönünü yakından tanımamızı sağlayan eserinin yazılma nedenini şöyle açıklıyor:
"(...) Acı günleri hatırlamak, insana tekrar acı verir elbette. Buna rağmen vaktiyle unutmayı çok zor başardığım o günleri şimdi yeniden hatırlamanın acısını yaşamaya cesaret etmem, sırf tarihe belge bırakma ve belki o savrulmuş insanların hala aramızda yaşadıklarına dikkat çekebilme amacına yöneliktir ve bu yüzden yazdıklarımın hepsi katıksız hakikattir..."
İskender Pala, "İki Darbe Arasında"yı 15 bölümden halinde kaleme almış. Her bölümün başında sizi derinden etkileyen, bir yönüyle de anlatılanları özetleyen bir söz yerleştirmiş. Yazarının engin bilgi-kültür birikimi, eşsiz anlatma kabiliyeti sayesinde her cümlesinde bir dünyaya kapı aralıyorsunuz. Pala, olayları ele alış şekliyle, cümle aralarına serpiştirdiği şiirler, vecizeler, derslerle bir kişinin anılarından çok daha fazlasını aslında insanın hazin öyküsünü anlatıyor.
Her satırında, her sözcüğünde samimiyet olan; her bir harfinin bedeli ödenerek kaleme alınan bu yaşam öyküsü bu ülkede yaşayan herkese tanımadığı, anlamlandıramadığı bir dünyayı tanıma, anlama fırsatı sunuyor. Hem de bedavadan! Zira Pala'nın anlattığına göre içimizden birileri bu ağır faturaları çoktan ödemiş bulunuyor.
Pala'nın "Bir darbe sonrasında başlayan askerlik hayatım, yine bir darbe ile sona ermişti." diyerek özetlediği bu eşsiz yaşam öyküsü, size yalnızca bir kişinin anılarından fazlasını vaat ediyor.
"İki Darbe Arasında" buhranlar içinde ağır imtihanlar vermiş asil, adanmış ve naif bir ruhun yaşam öyküsünü anlatıyor. Bu kitap, yakın Türkiye tarihinin 15 yılına çok farklı bir pencereden bakma fırsatı sunuyor sizlere. Aynı zamanda "Bilim adamı nasıl olunur?" sorusuna verilen gerçek bir cevabı hikaye ediyor.
Bir solukta okuyacağınız, yıllar boyu kütüphanenizde saklayıp, her gördüğünüzde bir daha göz gezdirmek isteyeceğiniz "İki Darbe Arasında"dan işte yutulması zor, tadımlık bir lokma:
"(...)Her gün bir yığın hüsran... Günler ilerledikçe dalgalar şiddetini arttırarak dövmeye başlamıştır kalbinizin duvarlarını ve çaresizliğin sesi çığlık çığlığadır içinizde. Ateş düştüğü yeri yakar ve bir serçe olsun gagasıyla bir damla su getirmez yangını söndürmeye..."