Yıllardır aramızdan ayrılan büyük vatan şairi Mehmet Akif, daha dün aramızdan ayrılmış gibi hala yüreklerde yaşamaktadır.
Gençliğinin ilk yıllarında vatanı için yapamayacağı şey yoktu. Hiçbir karşılık beklemeden vatanın felahı için Almanya ya oradan da çöllerin kızgınlığına aldırmadan günlerce yezid çölünde, çadırda yaşamıştır. Çok mütefekkir bir kişiliğe sahip olan M.Akif hayatında hiç Çanakkale ye gitmemiş hatta uzaktan dahi olsa görmemiştir. Ama çölün ortasında Çanakkale şehitlerine adlı şiirini yazarken sanki ordaymış gibi bir ruh haletine bürünerek yazıp şehitlerin aziz ruhlarına ithaf eder. İstiklal marşını yazmada çok tereddüde girmiştir. Çünkü birinci olan marşa belli bir miktar ücret verilecekti. İşte bu yüzden M.Akif o marşı yazmaya eli varmıyordu. Çünkü vatanı için canını bile hiçbir karşılık beklemeden feda edenlerin destanı için bir ücret almak onlara vefasızlık olurdu. İşte bu yüzden m. Akif bir türlü o marşı yazamıyordu. Ama ücret almamak kaydıyla marşı yazmaya ikna ettiler. Gecenin geç saatlerinde odasına çekilen Akif, istiklal marşını yazmak için eline kalemi alırken kalemde mürekkebin olmadığını fark eder. Oda dilinin ucuna gelen mısraları kömür ile duvara yazdı. Böylece Bugünkü istiklal marşımız yazıldı. Mecliste ise ayakta alkışlandı.
M. Akif vatanını ve milletini çok seviyordu. Ayrıca dinine çok bağlı kişiliğe sahipti. Onun tek kabahati bu olsa gerek çünkü devlet büyükleri tarafından peşine takılan hafiye bunu gösteriyordu. M,Akif devlet tarafından gizlice takip edildiğini fark edince o çok sevdiği vatanını terk eder. Çünkü o vatanı için birçok uğraşta bulunmuş ve her türlü zorluğa göğüs germişti. Şimdi ise bu duruma hazmedemiyordu. Zaten bir mal varlığı yoktu. Oda alıp başını göçtü mısıra. Mısırda ise vatana olan özlemi onu yakıp kavururken talebeleri ve arkadaşlarının ısrarına dayanamayarak vatana geri dönme kararı alır. Vapur İstanbul sırtına dayanınca vapurdan çıkmak için hazırlanıyordu ki, arkadaşı çıkmasını engelleyerek çıkmasını engelleyerek şapka takması gerektiğini söyledi. Çünkü Türkiye de şapka inkılâbı vardı. Eğer takmasa zor anlar yaşayabilirdi. İçi kan ağlayarak takar şapkayı kafasına. Vapurdan inerken fatih ini kanuninin yapmış olduğu minarelerden tarifsiz bir ses yükseliyordu. Nasıl bir sesti bu Allah’ım demeden Akif kulak kabartarak dinler sesi ve minarelerden yükselen ses
‘’tanrı uludur,
Tanrı uludur…
Sesi idi. Ezanlar Türkçe okutuluyordu. Zaten hıçkırıklara boğulan şair, şimdi ise salmıştı kendini ağlamanın kucağına. Onu teselli ederek uzaklaştıran arkadaşları eve kadar ona eşlik etmişlerdi. M. Akif günlerce evinde vatanın felahı için dua ediyordu. Bütün insanların ortak kaderi olan ölüm artık onun için de yaklaşıyordu. Ama o mutluydu bir taraftan çünkü oda peygamberimiz (s.a.v)gibi 63 yaşında gözlerini yumacaktı bu nankör hayata. Ve dediği gibide oldu tam 63 yaşında sevgililer diyarına doğru göçüp gitti. O yalnız yaşadığı gibi öldüğünde de yalnızdı. Cenazesinde 12 kişi vardı. Tabutunun üstü ise açıktı. Üstünü örtecek bir örtü bulunamamıştı. Sonradan Emin Efendi lokantasının bayrağı ile örtmüştü.
M. Akif zamanında çok paylanmıştır. Ama o her zaman herkese hüsnü zan ile yaklaşmış, herkesi Mevlana taklidi ile karşılamıştır. Zamanında değeri bilinmeyen müteessir şair. Şimdi ise dillerde destanlaşmıştır. Ruhu şad olsun…
Mehmet Akif ve Çanakkale'nin anısına binaen yazımı Yunus BİLDİREN Hocamın dörtlüğü ile noktalamak isterim...
Üstadlar çanakkaleyi yaşayarak anlattılar
Bu destanı aziz kanlarıyla tarihe yazdılar
Saygımdandır daha da yazmaya hicap duyuyorum
Haddimi bilip hürmetle eğilip kalem kırıyorum...
Yunus BİLDİREN