Malumdur ki şemsiye yağmurdan korunmak için icat olunmuştur. Lakin İstanbul’un özellikle sonbahar ve kış aylarında yağan öyle yağmurları vardır ki şemsiye fayda etmez. İnsanı baştan aşağı ıslatan bu yağmurların ne yönden yağdığı belli değildir. Böyle günlerde şemsiyenizi alır da dışarı çıkarsınız, bir bakarsınız ki alttan yukarı sırılsıklam olmuşsunuz. İşte böyle yağmurların İstanbul’u yıkadığı bir günde II. Abdülhamit Han’ın şehzadelik günlerini geçirdiği Maslak Kasırları’ndaydık.
Yağmurun ve kış mevsiminin etkisiyle olacak ki Maslak Kasırları’na ulaştığımızda etrafı pek sakin bulduk. Bizim gibi bir iki kişiden ve görevlilerden başka kimsecikler yoktu. Yağmur altındaki haşmetli ağaçlar, Kasırlar, loş salonlardaki bu derin sessizlik insana sanki Şehzade Hazretleri sabah uykusunda da çevredekiler onu uyandırmamak için ortalıktan çekilmişler intibaı veriyor.
Hem karnımızı doyuralım hem de yağmur dinsin umuduyla önce kahvaltımızı yapmaya karar veriyoruz. Sabah kahvaltısını Mabeyn-i Hümâyûn’un o zarif tavan süslemeleri ve asil avizeleri altında yapmak insana maziden gelen, ürpermeyle karışık derin bir huşu yaşatıyor. Çalışanların nazik ilgisi, fiyatların gayet makul olması ayrı bir güzellik… Kahvaltımızı yaptıktan sonra bir görevlinin rehberliğinde Maslak Kasırları’nı dolaşmaya başlıyoruz…
Levent ve Ayazağa semtlerini birbirine bağlayan ana yolun sağında bulunan Maslak Kasırları’nın yer aldığı bu bölgede ilk yapılaşmaların, Sultan II. Mamud Dönemi’nde (1808-1839) başladığı, sultanlara ait bir av ve dinlenme yeri olarak kullanıldığı biliniyor. Bu yıllarda tarih sahnesine çıkan ve bölgeye özel bir konum kazandıran Maslak Kasırları’nın ilk olarak ne zaman ve kim tarafından yaptırıldıkları tam olarak saptanamamakla birlikte, büyük bir bölümü Sultan Abdülaziz Dönemi’ne (1861-1876) tarihlenmektedir. Şehzadelik yıllarında Sultan II. Abdülhamid’e tahsis edilmiş olan Maslak Kasırları bu sultanın Osmanlı tahtına çağrılmasına tanık olmuştur ve bu yönüyle tarihimiz açısından da özel bir önem taşımaktadır.
170.000 metrekarelik orman arazisinin ortasında yeşilin tüm tonlarını barındıran bir koruluğun içinde yer alan Maslak Kasırları’ndan günümüze; Kasr-ı Hümâyûn, Mabeyn-i Hümâyûn ve Limonluğu, Çadır Köşk ve Paşalar Dairesi gelebilmiştir. Boğaziçi’nin Karadeniz’e açıldığı noktayı çok iyi görebilen bir konumda, çevrelerindeki yeşil örtüyle bütünleşen bu yapılar, 19. yüzyıl sonları ahşap Osmanlı konut mimarlığı ve süslemeciliğinin seçkin örneklerini oluşturmaktadır.
Görevlinin bu gibi ayrıntılı tarihi malumatı eşliğinde; II. Abdülhamid’in kendisinin oluşturduğu serada yüzlerce gül açmış kamelyalardan, Kasr-ı Hümâyûn’da yine II. Abdülhamid’in kendisinin yaptığı ve her biri kıymetli sanat eseri olan sandalyelere, mobilyalara kadar pek çok eseri tanıyoruz.
Maslak Kasırları 1938 yılından başlamak üzere 27 sene askeri verem hastanesi olarak kullanılmış. Bu süre kasırlardaki pek çok eserin kaybolmasıyla, zarar görmesiyle sonuçlanmış. Buna rağmen günümüzdeki zenginliği bizi şaşırtmaya yetiyor.
Şehzade Adülhamid’e padişahlığın tebliğ edildiği Kasr-ı Hümâyûn’un üst katından yine Şehzade Adülhamid’in elinin ürünü her biri başka bir melodiyi mırıldanan merdivenlerden saygıyla iniyoruz. Biz Kasrın kapısından dışarı adım atarken görevli ışıkları söndürüyor. Hünkâr üst katta bulunan yatak odasındaki yatağından doğrulup cama yaklaşıyor. Biz koşar adımlarla arabalarımıza yönelirken, milletine 33 yıl hizmet eden bu haşmetli padişahın gözlerini ardımda hissediyorum. Arabaya binerken kulağımda görevlinin şu cümlesi yankılanıyor:
“-Genelde burası böyle sakindir, pek gelen giden olmaz!..”
Kahvaltı için İrtibat telefonu: 0212 346 19 04
Pazartesi ve Perşembe günleri kapalıdır. Diğer günler öğlene kadar 5 TL’den başlayan fiyatlarla kahvaltı tabağı hazırlanıyor.