Yazar Mustafa KUTLU, ilk baskısı 1897 yılında yapılan “Bu Böyledir” adlı uzun öykü kitabında; çevresi ile birlikte yaşam tarzı ve değerleri de değişen bir Anadolu kasabasını, insanımızı hikâye ediyor.
Öykü kasabaya açılan lunapark etrafında kurgulanmış, öyküde kimler yok ki:
Tüm değerlerimizi yani mazimizi kendinde toplayan, başkalaşmaya inatla direnen Yorgancı Hafız Yaşar…
İmkânsızlıklar içinde büyüyen, tek kelimeyle araftaki memur Süleyman…
Pembe hayalleri çalınan genç kız Zinnure…
Ahretle dünya arasında çırpınan tüccar Rafet…
Küçük dünyasında yolunu kaybeden sarhoş Felsefeci Şinasi Bey,
Yitik kasaba kızı daktilocu Sabahat…
Daha kimler yok ki, hepimiz, her birimiz tek tek bu uzun öykünün içindeki kahramanlardanız. Aslında Kutlu’nun hikayesi bir nevi İlahi Komedya, tek farkı karakterlerin bizden olmaları.
Mustafa Kutlu eşsiz ve samimi üslubuyla sizleri saracak. Bu kitapta sizi saracak, derinden sarsacak “Ah ulan, vay giden yıllarım!” dedirtecek bir karakter, en azından bir cümle mutlaka bulacaksınız.
Gelin, Hafız Yaşar’ın ağzından Mustafa Kutlu’ya bir kulak verelim:
“Zaman… Her zaman aynı. Güneş aynı, ay aynı, ağaçlar ve insanlar aynı, sevgi ve nefret, korku ve ümit hep aynı. Dualar aynı…”
Sizin anlayacağınız Lunapark bizim yalan dünyamızdır Mustafa Kutlu da Adem oğullarının ve Havva kızlarının hazin öyküsünü anlatmaktadır. Bakın ne diyor Süleyman:
“Dolaşıp duracağız bu Lunapark’ın içinde… İşte uçan sandalyeler dönmeye başlıyor, işte hızlanıyor ve yüreğimi havalandırıyor, işte açılıyor, açılıyor. Sonuna kadar, en sonuna kadar. Hani beş yaşındaki bebeye sorarsın, anneni ne kadar seviyorsun diye, bebe kollarını açar, açar, buuu kadar diye.
Bu kadar yavaşlayacak, duracak. Binenler inecekler. Bu defa başkaları binecek. Bu böyledir… Bir kere de ben binsem, bir kere de ben vursam şu tavşanı… Diye, diye çıkıp gideceğiz, şu Lunapark’tan…”